<
Psikoloji Sözlüğü

« Önceki | Sonraki »

28/10/2007

Kırılma Noktası

Kırılma Noktası; Zafere Az Kaldı

Ecdadımız çadırlarını sırtlanların geçiş mekanına kurmuş diye veciz bir ifadeyi kullanan Ulu Hakan Cennet Mekan 2. Abdülhamit Han adeta ülkemizn konumunu nokta atışıyla tarif etmiştir. Türkiye bu gün itibariyle Osmanlı Devletinden aldığı mirasla tüm dünyanın gözünü kamaştıran iştahını kabartan çok stratejik bir noktadadadır. Bu haliyle asırlardır olduğu gibi bundan sonrada komplolar tuzaklar sinsi emeller istikraz politikaları tüm şiddetiyle devam edecektir. Hatırlayın Devleti Ali Osmaniye nasıl çökertildi hangi kirli emeller sinsice yıllarca nasıl nifak tohumlarını ekerek bir bir hedeflkerine ulaştı. Bu gün aynı tezgahlarla aynı planlar uygulanmaktadır. Türkiye adeta yeni bir kırılma noktasında çıkış aramaktadır. İki kardeş kavim arasına nifaklar sokularak stratejik öneme sahip bir bölge kana boyanıp vampirlerini dişleri için yumuşatılmaya çalışılmaktadır. Bir çok yazımızda bir çok makalemizde konferans ve toplantılarımızda bunlara özellikle son yıllarda değindik bu hazin sona gelişimizi ifade ettik. Kıymetli arkadaşlarım üzülerek ifade etmek isterimki zaman bizi haklı çıkardı ve son raddeye geldik. Kimse bu günün şu an oluşan bir kaos ortamı olduğunu söylemesin. Köşelerimizden ulaşabildiğimiz her yerden topluma gençliğe ve karar mekanizmalarına çok sancılı bir sürecin içersinde olduğumuzu belirttik. Ne yazıkki sakalımız olmadığı için dinlemesi gerekenlere dinletemedik. Bizlerin görebildiğini nasıl olurda onlar göremez.

Ülkemiz son günlerde şehitlerimizin yasını tutyor içlerindeki üzüntüyü net ve kararlı bir şekilde tüm son olsun naralarıyla dışarı vuruyor. Şüphesiz haklılar ve bu onurlu duruşları dosta güven düşmana korku salmalıdır. Ancak sorun bu değil sorun sanki birileri istemezmiş gibi gözüksede ülkeyi derin bir kaos ortamına sürüklemeye çalışmalarıdır. pkk sorunu ülke gündemini etkiliyor kararlar ona göre alınıyor millet onla yatıp onla kalkıyor. Sanki psikolojik harp uygulanarak topluma nifak tohumları ekiliyor. Batının özellikle son yüzyılda uyguladığı en büyük taktik budur. Biz bu yıl 200 e yakın şehit verdik. Neden şimdiye kadar hepimiz mehmet olmadık neden şimdiye kadar bu tepkiler bu denli dillendirilmedi. Bir hrant öldü herkes Taksimde bin- dink oldu. Neden binlerce kardeşimiz Ahmedimiz şehit olunca 70 milyon Mehmed olamadı. Bizim gördüklerimizi siyaset yapıcılar görmedilermi. Şimdi hangi vatanperver duyguları geliştide nara atmaya başladılar.

ABD nin içine düştüğü bataklık onları yerin dibine gömerken yanlarına Kore de olduğu gibi bataklıktan çıkartacak bir yandaşa ihtiyaçları mı oldu. Her nekadar ABD karşıyız desede zaman bunu ortaya çıkartacakki bu durumu biz istiyoruz diye değil ABD arzu ediyor diye siyonist emellere hizmet için yapıyor gibiyiz. Şu asla gözardı edilmemelidir ki ermeni soyu yahudi kuklası pkk asla ben müslümanım ahmedim mehmedim diyen bir kürd kardeşimin temsilcisi olamaz. pkkyı temsilcisi gören kim varsa hangi dine mensup olduğunu söylerse söylesin o kişinin bu ülkede işi yoktur görüldüğü yerde başı ezilmelidir. Selahattin eyyübinin torunlarını fatihin torunlarını hiçbir güç hiçbir kudret birbirine düşüremez. 30 yıldır uğraşıyorlar ama bu son çırpınışları artık.

Bazı kalemşörler de çıkıp demokrasiyle siyaset ve diyalogla sorunu çözelim deme küstahlığını gösteriyorlar. Bu ülkede Türk kökenlilerin tüm hakları kürd kardeşlerimizede verilmiştir. İsteyen cumhurbaşkanı dahi olmuştur. Kalkıp pkk teröristleriyle hangi diyaloğu geliştireceğiz kim ki onlar kimin temsilcisiymiş islamla alakası olmayan insanlıktan nasibi olmayan vampirler. O hainler artık doğu ve güneydoğudaki kardeşlerimizden ellerini çeksinler. Daha seçimin hemen arkasından DTP yi de uyarmıştık şimdi kalkıp pkkyı terörist olarak görürsek halka anlatamayız diyorlar bu nasıl bir anlayıştır. Sen bu ülkenin ekmeğini yiyorsun vergilerinden maaşını alıyorsun o mehmedin kanı üzerine basıyorsun hiçmi vicdanın sızlamıyor için burkulmuyor.

Artık kırılma noktasındayız ya bu işi kökünden çözeceğiz ya çözeceğiz. En çok dikkat etmemiz gereken husus ise adeta şeytan üçgenine çekilmeye çalışılan Türkiye sağduyu aklı selim ve soğukkanlılığı kullanarak akıllı stratejiler geliştirmelidir. Bu güne kadar uyuyan hükümetimiz bari bu konuda akıllı hareket etsin. Tüm stratejik noktaları kaleleri kaybettikten sonra şimdi kalkıp bize akıl vermesinler demenin hiçbir manası yoktur. Türkiye kaynayan kazanın içersine girerse istikrarını kaybedecek derin yaralar alacaktır. K Irak içlerine girmemiz sorunu belkide çözmeyecek derinleştirecektir. Gidilecek kampların başına ikişer ABD askeri konulsa hiçbir şey yapılamadan geri dönülecektir. Olan vereceğimiz maddi ve manevi kayıptan ibaret kalacaktır. ABd ve israilin temel hedefi zaten arzu mevud sınırları içersinde kukla bir federetif yapıyla sinsi planlarını işletmek. Birisi 1850lerden beri bölgedeki siyah altının peşinde diğeri 2500 yıllık gizli yeminin peşinde. Burda kullanılmak istenense masum fakir düçar kardeşlerimizdir. İnşallah uyanacaklar onların kuklası olmayacaklar satılmışlara gereken dersi vereceklerdir. Böl parçala yut hedefini boğazlarına tıkayacaklar onlara bu bölgede yaşam hakkı tanımayacakalardır.

Ey!

Ertuğrul gazinin yiğitleri, Selahattin Eyyubinin torunları;

Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.
Tasalanma
yın; zaman bizden yanadır
Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır
Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim


Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim,
mücella zaferimize az kaldı..........

Ümid ediyoruz ki süreç doğru stratejilerle işletilecek bu derin kaostan en az zaiyatla çıkacağız. Allah kardeş halkımıza, bu vatanın evlatlarına zeval vermesin. Her daim ezelde olduğu gibi ebede kadar yar ve yardımcımız olsun...

11/8/2007

AMİRAL GEMİSİ TÜRKİYE

BİR AMİRAL GEMİSİ; TÜRKİYE

Yine bir dalganın arefesindeyiz; amiral gemisi limana ulaşmak için sessiz sessiz yol alırken uçsuz bucaksız denizlerde önüne geçmek isteyen yolundan döndürmek isteyen hırçın dalgaların arefesindeyiz. Geminin kaptanı şaşkın tayfalar şaşkın yolcular da necip ve mümtaz hiçbir şeyden haberdar değiller.

Kıymetli dostlar 1071 Malazgirtle başlayan Anadolu maceramız 1299 da Şeyh Edebalinin tasarrufuyla Osman Beyin fıtratına işleyerek yeni bir boyut kazanmıştı. Milletimizi vareden bu maddi ve manevi buluşma taki 1923 yılına kadar dünya ya nam salarak asırlarca eşi benzeri bulunamayacak bir kudretle varlığını devam ettirdi. 1923 den de ilelebet payidar kalacak kökleriyle geleceğe ve insanlığa ışık olacak bir dirilişe imza attık. Osmanlı milletini oluşturan bütün unsurlar hakça adaleti ve hukuku bütün teferruatı ve gerçekliğiyle sadece ve en son orada yaşadılar. Modern Türkiye'nin kuruluşuyla da Gazi Mustafa Kemal'in ülke için hazırladığı dönüşüm politikalarıyla ve genç Cumhuriyetle yeni bir hamle başlatmıştık. Ancak geldiğimiz nokta bütün bu mukaddesatı Mustafa Kemali, Abdulhamitleri, Muratları, Fatihleri şehitleri vb ne kadar emek varsa üzüyor gibiyiz.

Şüphesiz insanlığın varlığı başından beri hep mücadeleyle süregelmiştir. İyi karşısında kötü güzel karşısında çirkin doğru karşısında yanlış hep at başı yarışarak gelmiştir. Bütün bunların ortasında insan iradesi ve seçim hakkı.

Bu gün ülkemizde millet iradesi gerçekten sağlanabilmişmidir. Herşey demokratik sistem dediğimiz seçimlerlemi yürümektedir. Halkın perde önünde seyrettiği film ile perde arkasında oynatılan senaryo aynımıdır.

Değerli dostlar hakikaten yıllardır bilinmeyen gizli yönelimler gerçek niyyeti saklı tutulan şeker gösterilip zehir sunulan hamleler. Ülkemizin en önemli müttefiki ve stratejik ortağı diye adlandırılan bir devlet hala Lozan Antlaşmasını kabul etmemiştir. Biz seçim yapıyoruz seçilenler aslında seçmek istediğimiz kişilermi. Yada seçilmeden öncesiyle seçildikten sonra neden fark var. Değişiyorlarmı değiştiriliyorlarmı.......

Cumhurbaşkanlığı için kilitlenen gündemimiz de Abdullah Gül için üretilen senaryolar mağduriyyeti vb yorumlar her yönden yapılıyor. Dünya görüşü ne olursa olsun bu ülkede yıllardır bakanlık yapan, dış işlerinde en krtik imzaları atan biri neden reisi cumhur olamıyor. Şener neden vekil olmadı Gül olmadı Şener verelim senaryosunun farklı bir versiyonumu 1 sandalye kaybetmemek için uygulanmış olabilirmi. Bakalım halkmı kandırıldı yoksa Abdullah Gülmü fedakar, Başbakanımız mı hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyor yda A. Şener mi siyasetten isteyerek ve ılımlı kominist olarak çekildi hep birlikte göreceğiz.

Yapmaya çalıştığımız tahlil hakikaten geçmişin kudretiyle bu gün bize yakışan yakışmayan gizli açık her ne varsa yapılanlarla ilgildir. Özellikle çok partili düzene geçtiğimiz günden beri bakıldığında bir arpa boyu yol katedilememiştir. Halbuki aynı millet koskoca bir devletin yıkılmasından hemen sonra dinamik ve güçlü Türkiye Cumhuriyetini kurmuş büyük hamlelere imza atmıştır. Daha sonraki süreçte her 10-20 yada daha kısa sürelerde askeri darbeler, krizler, çatışmalar ve kavgalar. Bakıldığında sanki gizli bir el bu ülkede bir hamle yapıldığında önüne geçmek için hemen bir senaryoyu oynatmaya başlıyor. Şüphesiz bu tür konularda belli polyanacılıklar oynanmaktadır belli hikayeler anlatılmaktadır. Ancak biz bu noktada daha realist olmamız gerektiğini ifade etmek isterim.

Türkiye 28 şubat sürecinden sonra bir dönüşüm hareketinin içersine çekilmiştir. O süreçten sonra toplum üzerinde meydana getirilen tüm etki ve nufuz aslında uzun vadelei belli çalışmaların habercisidir. ABD 11 eylülü, Afganistan, ırak sırada İran vb ortadoğu üzerindeki sınırlara bulundukları yerden cetvelle müdahale imkanı tanımak için yapılan farklı bir hamledir. Sürec iyi tahlil edildiğinde yakın dönemlerde Türkiye döviz krizine girerek IMF ile anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Hatırlayın psikolijik olarak Türkiye ekonomik ve sosyal yönden ne kadar karmaşık bir yapıya sokulmuştur. Ve neticede 3 kasım seçimleriyle tek başına iktidar olan bir parti. Hemen arkasında bu gücün sahibi olması gereken İktidar olduk ama Muktedir olamadık diyerek açıkça acziyyetini ortaya koymuştur. Netice de evet ülkede son yıllarda bir suni istikrar sağlanmıştır. Perde arkasında ki işletilen senaryo iyi analiz edilirse ABD ile dış politika AB ile iç politika IMF ile de ekonomik politikalar uygulandığını görmek kaçınılmazdır. Değerli dostlar bu dönüşümün ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Bu dönüşüm iktidarlar üstü bir çalışma iç ve dış güçler ülkemize kendi projelerine göre yeni bir konumlama getirmek arzusundadır. Bunun bir ayağı BOP diğer ayağı Diyalog sürecidir.

Makalemize tarihsel bir sezenişle başlamamızın nedeni kim olduğumuza vurgu yapıp nerde olduğumuzu acı bir şekilde göstermek içindir. Belki bazı dostlar biraz insaf dışı olduğunu söyleyebilirler. Ancak ekonomik olarak iyi durumda olduğumuzu söyleyenler şunu iyi bilsinler ki eğer küresel oyuncular sıcak parayla Cari Açığın kapandığı bir Türkiyeyi terkederse bir gecede bu ülke ekonomisi ters düz olur. İnanın suni istikrar bir anda yok olur ve eskisinden daha büyük tahribata neden olur. Artık satacak mal kalmadı köprüler ve yollar ilerde göreceğiz barajlar ve toprak satış sınırlamalarıda kaldırılacak. Özelleştirme karşıtı değiliz içinde bulunulan dönemde tabiki özelleştirme yapılacak ancak sırf babalar gibi satmak için değil gelecek öngörüsü yapılarak. Küresel rüzgarlar bize doğru esiyor bakalım aşırı değerli YTL ile nereye kadar yada ruzgarlarda yağmur gibi nereye kadar idare edecek.....

Bütün bunlar iyi analiz edildiğinde Türkiye bir okyanusta kendini bekleyen fırtınaların farkında değildir. Halkım necip ve mümtaz istenilen yönde hareket ettiriliyor. Şüphesiz toplumun bütün bunları bilmesi bütün bunlar üzerinde düşünmesi zaman harcaması imkansızdır. Ancak burada toplumun kanaat önderleri ve fikir adamları üzerinde ciddi bir vebal vardır. Görev onlarındır topluma ilerde bir sıkıntı gelecekse bu günden keşfedip adeta geleceği öngörüp gerçekleşmesede toplumu uyarmalı hazırlamalıdır. Bu noktada da ne yazıkki iç ve dış güçlerin kalemşörleri derin bir uyku ve gaflet içersinde onlara hizmet etmektedirler. Kadere yürekten inanmış bir vatanın evlatları ölümden korkmazlar, Sevrle bize tabut biçmek isteyenlere karşı Gazi M. Kemalin dirilişini ve milletin ruhunu uyandırmasını hatırlasınlar.

Artık toplumsal bilinç bu yönde oluşturulmalıdır. Bizimle ilişki kurmak isteyenler ekonomik ve sosyal askeri ve kültürel tüm ilişkiler iyi niyyet ve samimiyyet temelinde yürütülmelidir. Ülkemiz de etnik ve dinsel bölünmeye sloganlarla oyalanmaya habire kendi aramızda çatışmalar çıkartılmasına artık izin vermemeliyiz. Birlik bütünlük ve kardeşlik içersinde ülkemiznin ekonomik ve sosyal müreffehiyeti için çalışmak durumundayız. Her türlü görüş öneri ve fikre saygı duyup Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğü noktasında ortak paydada buluşup gelecek için dayanışma yapılmalıdır. Türkiye de geleceği oluşturacak genç nesiller her noktada ülkesini bölgesini dünyayı çok iyi tanımalı her alanda daha sosyal ve girişimcilik ruhuyla yetiştirilmelidir. Aksi takdirde ne olduğundan habersiz bir topluluk ilk fırsatta kullanılmaya müsait olacaktır ve bu ülke olarak gelecekte en büyük zaafınız olabilir.

Ümid ediyorum ve en kalbi duygularla temenni ediyorum ki ülkemiz bütün unsurlarıyla tarihde meydana getirdiği gücü her dönemde yine oluşturacak kudrete sahiptir. Bu noktda çatışma yerine dayanışma anlayışı slogan değil çözüm önerileri ve kendi içersinde birlik beraberlik noktasında kaynaşmımş bir topluluk tüm sıkıntılara göğüs gerebilecek bir yapıda olacaktır. Bu süreç daha müreffeh bir Türkiye için olmazsa olmaz hedef olmalıdır.

Asla unutulmamalıdır ki insanlar her zaman için değişmeyecek gerçek olarak "nasıl yaşarlarsa öyle idare olunurlar" bize düşende gerçekten hep özeleştirel bir yapıda olup istediğimiz gibi idare yapısını haketme gayretinde olmalıyız.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

http://yasaravcu2023.blogcu.com

www.tuggip.com

5/8/2007

DEMOKRATİK TÜRKİYE

         Demokratik Türkiye

Terminolojide irdelendiği zaman her kavramın "efradını cami ağyarını mani" bir anlamı vardır. Şüphesiz olması gereken de budur.

Ne yazık ki ülkemizde kavramlar öyle esnetiliyor öyle istenildiği gibi kullanılıyor ki bu ülkede herkes kendi çıkarı doğrultusunda kendi vasıflandırmalarıyla hareket ediyor. İstediği kavramı lastik gibi kendi değirmeni için rahatça eğip büküyor. Demokrasi, Laiklik gibi kavramları ithal ettiğimiz günden beri hala gerçek demokrasi yada gerçek laiklik nedir kimse bilmiyor. Bilenler de ya işine geldiği gibi kullanıyor yada bir çok nedenle farklı anlamlarda ısrar ediyor.

Bir hasta düşünün ciddi bir sıkıntısı var doktorlar hastalığa doğru teşhisi koymuşlar ancak doğru ilaçlar ve doğru yöntemlerle hastalığı gidermeye çalışmıyorlar. Uyguladıkları yöntemler tamamen alakasız ve gereksiz. Böyle bir durumda siz ne kadar da hastalığı teşhis ederseniz edin doğru yöntemlerle tedavi yapmıyorsanız hastayı iyileştiremezsiniz. Hastalık zamanla kronikleşir ve hasta bir daha ayağa kalkamaz.

İşte ne yazıkki ülkemizde yıllardır çare diye çözüm diye ortaya konulan bir çok şey hastalığın giderilmesine yaramıyor yardımcı olmuyor. Demokrasiyle çözmeye çalıştığımız bir çok şey sürekli yeni dertler açıyor başımıza. Halbuki ülkemizde demokrasi diye bir kavram yokken biz herşeyi daha demokratik yollarla çözümleyebiliyorduk. Din, dil, ırk ve renk gibi ayrımlar yapmadan herkese Anadolu Hoşgörüsü diye adlandırdığımız bir kavramla eşit mesafede durabiliyorduk. Fatih gibi bir sultanın kolunun kesilmesine dahi hak ortaya çıktığında karar aldırabiliyorduk. İşte Adalet işte Demokrasi işte Laiklik tüm bunlar zaten bizde mevcuttu.

AB sürekli daha demokratik Türkiye derken kendileri bir çok kusurlarını görmüyorlar. Biz asırlarca bizi yöneten bu gün dahi bu topraklarda yaşamamızı sağlayan vesile olan Osmanlı Sultanlarını topraklarımızdan kovduk. Yeni devletimizde sultanlığa ve hilafete yer yok bu nedenle sizede yer yok dedik. Yani 90 yıl önce demokrasi ve yeni rejim adına bunu yaptık ama bize demokrasi diyenler habire kavramlar üzerinden kriz çıkartmaya çalışanlara bakın hala Kraliyet ailesini o ülkede en tepede tutmaktalar. Aslında olayın boyutlarını irdelediğimizde nasılda yanlış ilaçlarla tedaviye kalkıştığımız ortadadır.

Hiç kimse ülkemizde ki Laiklik anlayışını Fransa daki Kilise boyunduruğu altından kurtulmaya çalışan insanların sığınağı gibi görmesin. Bizim hiç bir zaman bir Magna Kartamız yok olmadı olamazda. Asla bizde Camiye gidip parayla günahlardan arınma yada doğar doğmaz vaftizle para alınıp bir çocuğun günahkar doğmasına inanılmaz. Hepsi tam aksinedir. Bir müslüman çocuğu tertemiz günahsız bir şekilde doğar. Bu temel farklarımızdan sadece bir örnektir.

Tüm bunların ışığında her toplum kendi değer yargılarıyla kendi kültürel ve toplumsal birikimleriyle yoğrulmalı ona göre çözümler üretilmelidir.

Türkiye yeni dönemde en çok bu iki kavram üzerinde tutulacaktır. Biri Laiklik diğeri Demokrasi. Demokrasi kavramıyla ırk ve dil üzerinden yaygaralar Laiklik anlayışı ilede dini inanış ve islami değerler üzerinden yaygaralar kopartılmaya çalışılacaktır.

Bu kavramlar ülkemize ihrac edileli hemen hemen 90 yıl oldu. Artık kendi değerlerimizle bu kavramları somutlaştırmak ve ortak bir noktaya koymak gerekir. Fransa, Almanya, İngiltere vb ülkeler nasıl inanıyorsa nasıl kendi çıkarları doğrultusunda anlamlandırıyorlarsa bizde kendi toplumumuza uygun bir anlamlandırma yapmak zorundayız. Fransızara göre şu anlama gelir böyle uygulanır ozaman bizde öyle inanalım bizde öyle uygulayalım gibi bir ahmaklık içersine düşülmemelidir. Aksi takdirde Cumhuriyetimiz kurulduğundan beri hala ne anlama geldiği tartışılır durumda ve bu şekilde de devam eder.

Anayasamız açık ve nettir. Türkiye Cumhuriyeti laik,demokratik, sosyal hukuk devletidir. Bunu üzerinde tartışma yapmak gereksizdir. Burda yapılması gereken bu kavramların yerli yerine oturtulması ve bize göre taşıdığımız değerlere göre anlam kazandırılmasıdır. Tüm bunların üzerinde Türkiye Hoşgörüsü denilse ve gerçek bir demokrasi sergilense bana göre kavram kargaşasındanda kurtulmuş oluruz. İnanın bizim hoşgörü kavramımız batının tüm ortaya attığı kavramlardan daha üstündür. Onlar aslında daha demokrasinin demosunu getiremediler. İngilizler yıllardır irlandalılara kendi insanına zulüm yapıyorlar. Amerika esir üslerine bakın tamamen işkence, acımasızlık ve zulüm. Çoğu sadece ismi yada dini yada ırkından dolayı orda. Halbu ki İstanbulu fetheden Fatihin feramanı esirlere yapılan tutum bellidir. 2. Abdulhamitin dahi kendisine suikast düzenleyen hain ermeniyi affetmesi merhametin demokrasinin hoşgörünün adına ne derseniz deyin ta kendisidir.

Aklımızı başımıza alıp özümüze dönme zamanı gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti artık birilerinin ihrac ettiği ve edeceği kavramlarla vakit kaybedecek değildir kaybetmemelidir. Sorunları çatışma anlayışı değil dayanışma anlayışıyla çözüme kavuşturma sürecindeyiz. Asla sloganlarla değil çözüm önerileriyle hareket etmek durumundayız. Atatürkün ifade ettiği muasır medeniyyetler seviyesi kültürümüzü yok etmek değil teknolojik ve ilim açısından onlarla başedecek noktada olmak demektir.

Ümid ediyoruz ki yeni dönemde yeminlerle söze başlayan vekillerimiz kavramlara takılıp ülkeyi germeyecekler yeni yatırımlar projeler ve çözüm önerileriyle hastalığı doğru yöntemlerle tedavi edeceklerdir.

Barış ve huzur içersinde kardeşlik bağları güçlenerek devam edecek ekonomik ve sosyal müreffehiyeti sağlanmış güçlü bir ülke olarak yola devam etme temennileriyle............

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

www.tuggip.com

 

23/7/2007

Seçim Analiz Ve Öneriler

Seçim Analiz ve Öneriler

Ülkemiz 22 temmuzda Milli İradesini kullanmış ve sandıktan %46.7 gibi ciddi bir destekle AK Partiyi hem merkeze taşımış hemde güçlendirerek onunla yola devam edeceğini ortaya koymuştur. Şüphesiz milletin takdirini bu yönde olmasını sağlayan ve Menderesden sonra ilk kez oylarını ikinci dönem artıran bir iktidar olarak AK Parti kadrolarını kutlamak gerekir. İktidarın geçen dönemine bakıldığında siyasi ve ekonomik istikrarı, dış politikada ve iç politikada belli sınırları zorlamadan aynen devam etme iradesi bu sonucu doğurmuştur. Her ne olursa olsun gelinen nokta da halkın teveccühünü kazanan bir parti var ortada. Ümid ediyoruz ki yeni dönemde bu gücü en iyi şekilde kullanarak başarılı ve başı dik politikalarla ülkemiz yeni kazanımlar elde eder. Tüm bunların yanında BOP, Diyalog, K Irak, Kıbrıs, AB, ABD müttefikliği, Lübnan, Filistin, İran Yunanistan vb bir çok konuda geçmiş dönemlerde yapılan pasif tutum ve ulusalcı olmayan duruşlarda revize edilecek politiklar söz konusudur. Uzun dönemde belli ülkelerin gizli amaçlı politikalarını görememek o noktada ülke çıkarlarını gözardı etmek hükümetin en büyük hatası olacaktır. Bizim ülkemizin her zaman önce bekası sonra refahı gelir. Biz toplum olarak aç kalmış ancak devlet olma geleneğimizi asker olma azmimizi elden bırakmamış bir milletiz. İç ve dış güçlerin ellerindeki bazı propaganda ve etkileme araçlarıyla nüfuz bir yere kadar devam ettirlir. Foyalar meydana çıkınca hak doğup batıl karanlığa gömülünce kimse vahim hatalara imza atanları kurtaramaz. O nedenle bireysel can makam mal vb tüm ihtiraslar her zaman için ülke menfaatlerine karşı hiçe sayılabilir. Çünkü o makama talip olmak şerefli bir milletin evladına yakışacak doğru duruşu sergilemeyi gerektirecektir. Geçen dönemde tüm bunlarla daha sakin ve yörüngesi belli olan bir ülke görünümü vardı. Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler umarız geçen dönemde bu şekilde uzaktan hoş gelen bir davul sesi gibi değildir. Temennimiz odur ki siyasi duruşu ne olursa olsun ülke menfaatleri için çalışacak bir meclis oluşmuştur.

AK kadroların başarısı yanında diğer partimiz CHP nin varlık gösterememesi oylarında artış yerine düşüş yaşanması Anamuhalefet olma gereğini yerine getiremeyen iktidarın çalışmalarına sağduyulu ve yapıcı öneriler ortaya koyamayan sadece kriz edebiyatıyla ayakta kalmaya çalışan bir siyasi yelpazenin artık çöktüğünü görmekteyiz. Bundan sonraki süreçte muhalefetin gereğini tam olarak yapabilen iktidara karşı muhalefet görevini ordu ve cumhurbaşkanına bırakmayan bir muhalefet görmek zorundayız. Aksi durumda DSPnin katkısıyla %20.5 lik bir oy oranı alan CHP sonraki seçimlerde çok daha vahim bir durumda olabilir. Muhalefet halkın değerlerine karşı tavır alarak kriz edebiyatı yapmak değil iktidarın eksik ve yanlış icraatlerine alternatif çözümler üretmek olmalıdır.

Barajı aşan diğer partimiz MHP oylarını hemen hemen %50 artırarak aslında ciddi bir başarı ortaya koymuşlardır. Bunun anlamı her ne kadar AKP belli konularda başarılı olsada halk onun karşısında dik durabilecek dış politikada onu daha canlı ve dikkatli tutabilecek bir siyasi kanadı meclise taşımıştır. MHP bu süreçte ülke çıkarlarını meclisde doğru yönde tavır alarak koruma gayretinde olur ve başarı sağlarsa bir sonraki seçimlerden yükselerek çıkabilecektir. Aşırı ırkçı tutumlar kafatascı ve ayrımcı politikalar takınması halinde 3 kasımda yaşanan hezimeti tekrar yaşamasına sebep olur. Artık daha birleştirici bütünleştirici merkeze kayan politiklar üreten bir MHP görmek istiyoruz. Bu üç parti yanında DTP nin bağımsızlar olarak meclise taşıdığı 20 üzerinde yeni vekilimz var. 16 yıl aradan sonra parlementoya giren kürd kökenli vekiller diye tabir edilmeleri bana kalırsa çok da doğru bir tutum değildir. Bu gün AKP iktidarında Tarım bakanlığı M Mehdi Eker Dİyarbakırdan, A.Kadir Aksu, H. çelik vb bir çok bakan ve vekil doğu ve güneydoğu bölgelerimizden olan vekillerimiz ve bakanlarımızdır. DTP artık sağduyu ve aklı selimi ön planda tutarak kafatascı politiklardan uzak durmalıdır. Zana gibi ne söylediğini bilmeyen bir tavır ile meclisde vatandaşlarımız adına konuşmaya kalkarlarsa dağdaki teröristlerin meclisteki avukatlığından başka bir durum ortaya çıkmaz. Ve alenen MHP ile zıtlaşarak ülkeye sıkıntı olurlar. Tabi bu sadece MHP nin sorunuda olmaz tüm ülkenin sorunu olur. Yapılması gereken doğu ve güneydoğuda ki kardeşlerimizn vatandaşlarımızn dertlerine tercüman olmaları onlara eğitim iş aş sağlık götürmenin gayretinde olmaları gerekir. Bu onlar için büyük bir fırsattır bu fırsatı doğru kullanmak zorundalar. Tüm bunların yanında vatandaşlarımızda artık sağduylu olmalı ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarar veren ve vermiş olan kişilere karşı doğru tutumu almaları gerekir. Aysel Tuğluk son söyleminde sağduyu ve bilimsel olmaktan bahsetti ve bu anlamda doğru bir tavır alacağının aslında sinyalini verdi. Artık onlarda başları dik belli güçlere karşı tavır almak zorundalar. Terör örgütüne ve öcalana karşı diğer partilerin vasıflandırdığı ve tanımladığı gibi dik duruş sergilemelidirler. Zana gibi resim çizmeyi bırakırda harita çizmeye kalkarlarsa bunun altından çıkamazlar. Gerilim yaratacak tavırlardan uzak sadece üretecek halkımıza yarar sağlayacak içi dolu çalışmalar yapmak zorundadırlar.

Oluşan bu ortamda artık Türkiyemizin yeni meclisiyle kardeşçe birlik ve beraberlik içersinde tekrar tek başına iktidar olma gibi ciddi siyasi istikrarıyla güçlenerek yoluna devam etmesinin sağlanmasıdır. Dış politikada aktif ve başı dik ekonomide üretim ekonomisi ve rantiyeciliği yok eden iç politikada daha çok emniyyet sağlık ve eğitim gibi alanlarda gerekli atılımları yapan bir ülke olmak istiyoruz. Bundan önceki dönemde eksiğiyle hatasıyla yanlışıyla belli bir çizgiyi yakalayan iktidar ümid ediyoruzki hatalarını telafi ederek yoluna daha güçlü bir şekilde devam edecektir. Her ne kadar siyasi yelpazede taraflarını beğenmesede halkımız güzel temennilerle bu meclisin ve iktidarın yanında olmalıdır. Önümüzdeki dönemde onların kaybetmesi halkın kaybetmesi onların kazanması halkın kazanması demek olacaktır. Yapılan seçimin ve oluşan meclisin ülkemize yeni bir dinamizm ve sıçrama hamlesi yapmasını ümid ediyor hayırlı ve başarılı çalışmalar ortaya koymalarını temenni ediyorum.

Yaşar AVCU

www.tuggip.com

14/7/2007

Yaşar AVCU/ KİMDİR?

Yaşar AVCU /

Kimdir?
Yaşar AVCU orta asyadan sürekli göç eden Yörük boylarından bir ailenin çocuğudur. Bu gün Anadoluda halen Yörükler diye tabir edilen boy osmanlı selçuklu gibi devletleri oluşturan boylardan biridir. Türkler Anadoluda yerleşik hayata geçene kadar Sürekli göçebe yaşamışlardır.
FATİH.Sultan Mehmet Han istanbulu fethettiğinde bu kabilenin ahlakını, gelenek göreneklerini ve asilliğini bildiği için istanbula getirtir ve yerleştirdiği yere İstanbul Aksaray adını veririr.

Yaşar AVCU 1984 yılında bir çiftçi çocuğu olarak Aksarayın Gülağaç İlçesinin Bekarlar Kasabasında dünyaya geldi. Kasabaya Bekarlar adını vermelerinin sebebi köye yakın Bekar Sultanın türbesi olmasındandır. Dedesinin 6 kardeşi çanakkale kurtuluş vb savaşlarda şehit olur ve tek dedesi hayatta kalır. Avcu doğumundan kısa bir süre sonra istanbula yerleşir.1990 yılında ilköğretime başlar ve aynı okulda 1998 yılına kadar okur. 1999 2001 lise yılları ve ardından 2001 yılında Kocaeli Üniversitesi İşletme bölümünü kazanarak oraya yerleşir.


Yaşar AVCU lise yıllarından beri ülke siyaseti ve ekonomisi üzerinde sürekli düşünür halkın refah seviyesinin artırılması için o yaşlarda büyüklerle hocalarıyla bilgi paylaşımında bulunurdu. Özellikle tarih sevgisi onu ülke meseleleriyle yakından ilgilenmeye itimiştir.Üniversite yıllarında bu duyguları iyice yükselmiş okul klüplerine, sivil toplum kuruluşlarına derneklere üye olmaya başlamıştı. Avcu 2003 yılında Kocaeli Ünv. İşletme Klübü Yönetim Kurulu üyeliği,yine aynı dönemde Ekonomistler Platformu Kocaeli Koordinatörlüğü ve Koordinasyon Ekip üyeliği ve bir çok organizasyonda yer aldı. Ve nihayet 2006 yılının başında yıllardır alt yapısını kurduğu Türkiye Genç Girişimciler Platformunu gönül dostlarıyla kurdu. Bu amaç için Türkiyede bir çok ili birebir ziyaret etti, gelecek için alt yapı oluşturdu. Bazı dergi ve internet sitelerinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Bir bankada Uzman olarak iş hayatını sürdürmektedir. Ekonomi, siyaset, sivil toplum, bankacılık, girişimcilik, iç politika, dış politika, siyaset AB, ABD ve bölgesel oluşumlar gibi bir çok konuda araştırma veçalışmaları vardır.

Kocaeli Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Yaşar AVCU 2000 yılından bu güne bir çok sivil toplum kuruluşu, klüp ve organizasyonlar içersinde yer almıştır. 2006 yılında siyasetten ve sermayeden bağımsız olarak Türkiye de dinamizm sahibi gençlerin işadamları ve akademisyenlerin deneyimleriyle nitelik kazanması için tasarladığı Türkiye Genç Girişimciler Platformunu gönül dostlarıyla kurmuştur. Hala Genel başkanlığını sürdürmektedir. Avcu TÜGGİP i Türkiye nin geleceği için çıkış noktası olarak görmüş, farklı fikir edioloji ve görüşleri Türkiye çıkarları ortak paydasında bir araya getirmeye çalışmıştır. Bu amaç için yerel kalkınmadan ulusal kalkınmaya doğru büyük hedef sürecini başlatmış; Türkiye nin bir çok ilini ziyaret ederek bu süreci pratikte hayata geçirmiştir. Anadolunun bir çok ilini başlattığı Türkiye turnesiyle bizzat ziyaret ederek toplumun farklı kesimlerinden işçi memur emekli çiftçi iş adamı esnaf akademisyen STK ve siyasi parti temsilcileri en önemlisi ülkenin geleceğini oluşturan dinamizm sahibi grençlerle fikir alışverişinde bulunmuş gelecek için alt yapı oluşturmuştur. Bu süreci İllerde oluşturulan il çalışma ekipleriyle aktif tutmaktadır.

 

14/7/2007

Mücadele Nedenim

                                            Mücadele Nedenim

 

Mücadele nedenim asırlarca adalet ve hoşgörü timsali olmuş bir milletin torunları olarak insana en başta insan olduğu için değer verip insanca yaşanabilir bir ülke ve yeni bir dünya kurmak için hareket etmektir. Unutulmamalıdır ki bütün gerçeklerin altında bir hayal dünyasının varlığı yatar. Acziyyeti düşünmek hayal dahi edememek ne acı bir hazin duruştur. İstanbulu fethedip çağ açıp çağ kapatan benim ceddim 21 yaşında Fatihdir. Girişimci Bireylerle Güçlü Türkiye ideali ülkemin her bireyini önce bireysel gelişim sonra toplumsal değişim diyerek geleceğe hazırlamaktır. Her alanda aktif entellektüel bilgi toplumunda hakettiği yerini almış bir ülke için bu yoldaki azim ve kararlılık çok önemlidir. Daha müreffeh bir Türkiye daha adil ve hakça değerleri paylaşılan bir Türkiyeiçin İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düstüruyla; bu mücadele azmimizle yolumuz çok uzun amacımız da bir o kadar onurlu........."

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir insanım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım............."

 

13/7/2007

İş Gücü Nereye Gidiyor?

İş Gücü Ve Türkiye

Yılın her üç ayında bir TÜİK istihdam verilerini açıklar. Kimilerine göre iktidara bağlı olan bu kurumun verileri ne kadar inandırıcı olabilir denilerek dikkate alınmamakta kimilerine göre de bu rakamlar gerçeği yansıtır denilerek yorumlar üretilmektedir. 2001 yılında merkez bankası bağımsızlığını kazanarak kısmende olsa bu gün para politikasında, fiyat istikrarını koruma gibi temel politikalrda söz sahibi olması benzer bir durumu yansıtabilir. Bilindiği üzere 2001 yılından önce MB tam bağımsız olmadığı için her gelen iktidar tarafından darphane olarak kullanılmış bu nedenlede enflasyon sorunu yıllarca kronikleşerek devam etmiştir. Oysaki MB para politikasını yönetir buda fiyat istikrarını korumaktır. Temel göstergeler ise bu nokta da enflasyon ve fazi oranlarıdır. Bu alanda bağımsız hareket edemeyen bir MB iktidarlara göre hareket edince ister istemez enflasyon rakamları yüksek olmuş fazi oranları herkesin iştahını kabartmıştır. Bu gün de aslında belli iyileşmeler olsada faiz ile enflasyon arasında yakınlık olmadığı için getiri bir çok piyasadan çok daha iyi konumdadır. Bunula birlikte şu günlerde seçim arafesi içinde iktidarın bir çok alanda rakamsal olarak başarılı olduğu bir çok ağızdan yansıtılmaktadır. Baktığımız zaman MB bağımsızlığını 2001 yılında süper bakan Derviş tarafından ortaya konulmuş ve yasa değiştirilmiş. Bu alandaki başarı MB bağımsız ve istikrarlı tutumuyla kazanılmıştır. İktidar Serdengeçtinin görevi bitmesi durumunu dahi iyi yönetememiş bir belirsizlikle bunun sıkıntısı çekilmiştir.

Hükümete bağlı TÜİK verileri de işsizlik oranını 10.3 milyon civarlarında açıklamış zaman zaman kendi içinde de tutarsızlıklar ortaya çıkmış ve bu rakkamlara belli gruplar dahil edilmemiştir. İşin detayına inildiğinde ülkede 20 milyon civarında işsizn olduğu ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz fikir üreticiler anamuhalefet görevinde olmadığını bilerek sadece toplumu bilinçlendirmek için araştırmalar yapmak durumundalar. Bizim burada ki duruşumuzda bu nokta da her fırsatta gittiğimiz konferans ve konuşmalarda, ürettiğimiz yorumlarda iktidarı ve 22 temmuzdan sonraki iktidarı yatırıma teşvik için haklı bir çabadır. Bir ülkede yatırım yapılmıyorsa yeni istihdam alanları oluşturulmuyorsa devlet kendi kuruluşlarını satıyor ve özel sektörde yeni yatırımlar yapmıyorsa tüm bunlarla birlikte tarım politikasında tutarlılık ve gelecek öngörülemiyorsa elbette işsiz çoğalacak elbette sosyal bunalımlar patlak verecektir. Bir insan işsiz ise doğuda ya kandırılıp dağa çıkartılıyor yada ülkesine bağlıysa fakirlik içersinde hayatını devam ettiriyor. Diğer taraftan batıda hırsızlık kapkaç cinayet dolandırıcılık vb bir çok sosyal travmalar ortaya çıkıyor. Bunun temeli açık ve ortadadır ki yeni istihdam alanları oluşturulmaması ve işsiz sayısnın hızla artmasıdır. Biz bu gün İstanbulda aracımızla trafik ışığında dahi durmaktan korkar olduk. Diyarbakır da bağlarda göz önünde cep telefonu nu almak için oranın yerlisi dayak yiyor ve darp ediliyor. Ankara da ve diğer bir çok ilimizde durum çok farklı değil. Bu halk koalisyonlar dan bıkmış ve tek başına iktidar görevi vermiş bir parti mutlaka bu siyasi gücü en doğru şekilde kullanmak durumundaydı. Ancak üzülerek söylüyoruz ki 4.5 yılda özelleştirme, AB ile siyasi ve sosyal politikalr, IMF ile de ekonomik politikalar yürütülmüş rakamsal olarak başarının dışında yatırım ve üretim alanında başarı sağlanamamıştır. Sağlanan başarı belli elit kesime yaramış yabancı sermayedarların işine yaramıştır. Şüphesiz iktidar bu sorunların çoğunu kucağında bulmuş IMF ile stand by antlaşmaları, AB çalışmaları vb bir çok sorun birike gelmiştir. Her ne olursa olsun en azından belli adımlar atılmalı belli alt yapılar oluşturulmalıydı. Ancak binbir ümitle göreve getirilenler gidenleri adeta aratmıştır. 22 Temmuz da eğer bu ülke hangi durum ortaya çıkarsa çıksın istihdam alanı oluşturacak bir iktidara sahip olamazsa inanın bu ülkenin ciddi bir kaos ortamına sürüklenmesi anlamına gelecektir. İşsizler ordusu çoğalacak kaldı ki çalışanlar da asgari ücretli ve yoksul diye tabir ediliyor. Ülkenin 51 milyon insanı bu şekilde aç ve yoksul. Geri kalanları da ya geniş aile grupları ya belli kademelerdeki memurlar. Halkımızın bu güne kadar ortaya koyduğu sabır ve sebat takdire şayan bir inanç timsalinden başka bir şey değildir. Kanaatkar oluşumuz toplumun çoğunluğu tarafından bir Arjantine dönüşmeyi önlemiştir.

Artık ülkemizin yerli kaynakları tüm potansiyeli en güzel şekilde kullanılmalıdır. Kapatılan motor ve şeker fabrikaları yeniden açılmalı buna benzer yeni yatırım alanları oluşturulmalıdır. ABD ve AB ülkelerinden temel gıda ithal eden bir Türkiye nasıl yarın için Vizyon belirleyebilir. Bölgesinde güçlü dünya da söz sahibi olacak yada olma yolundayız diyen bir siyaset adamı tüm koşullarda nasıl sıkılmadan bunları söyleyebiliyor. Üretmezsen, yatırım yapmazsan, ağır sanayi hamleleri ortaya koymazsan hangi rekabet gücüyle bunu yapabilirsin. Biz ülke olarak sadece Avrupalının tükettiği ürünleri üretmek için hizmetkar olmamalıyız. Varsa yoksa tekstil diyerek onlara elbise dikerek geçimini sürdürmek bizm gibi bir millete yakışmamaktadır. Motoru olmayan bir ülke 21. yüzyılda rekabet avantajını yakalayamamış olur. Bu ülke potansiyelini kullanıp üretim motorlarını ağır sanayi hamlelerini gerçekleştirmek zorundadır.

Bütün bunların ışığında olayın bir de diğer boyutu varki sanki üzüm üzüme baka baka kararır deyimini doğrular cinsten. Halk sanki kendine göre bir iktidarı isimleri değişsede icraatları aynı olanları seçiyor. Bu bağlamda hep ülkemizde istihdam alanlarının yetersiz olduğundan siyasilerin yada özel sektörün yeteri kadar üzerine düşeni yapmadığından üniversitelerden mezun olduktan sonra da iş bulamadığımızdan yakınan bir toplum olup çıktık. Hep olumsuzluk senaryoları hep nemelazımcılık ve sorunu kendimiz dışında arama alışkanlığı almış başını gidiyor.

İş gücünde şu kadar milyon şuraya göre işsiz yada çalışıyor demek doğru değildir. Önemliliği şüphesiz var ancak; biz ne kadar kendimize bir şeyler kattık aranan kişi olma yolunda gayret ettik. Özellikle üniversiteli gençler olarak kitap okumayan araştırmayan kendini geliştirmeyen ve en önemlisi risk alarak girişimci olmayan bir insan grubu var ortada. Üniversitelerin hali bu iken liseden ortaöğrenimden mezun olan direk olarak işhayatı içersinde işçi sınıfında yerini alıyor. Okuma oranı çok da iyi olmayan çiftçi olarak hayatını devam ettiremeyen bir toplum aslında sorunları geleceğe doğru biriktirerek patlayacak bir bomba halini almaktadır.

Baktığımızda bir çok üniversiteli arkadaşımız iş arıyor ancak aynı oranda bir çok internet sitesi gazete ilanları vb yerlerde iş verenler yeterli donanımlı çalışacak kişiler arıyor. Sınırlıda olsa imkanlar çok arzu edilmeyen noktalarda da olsa emeklemeden yürünmez anlayışıyla bir yerlerden başlayıp boş durup sıkıntı olacağımıza kendimize bir şeyler katmanın amacında olalım diyerek bir yerlerden başlamak mecburiyyetindeyiz.. Ülkemizde öncelikle aranan kişi olmak yada seçtiğim departman için acaba yeterli donanıma sahipmiyim diyebilen girişimci bireyler yetiştirilmeli. Sürekli kendine bir şeyler katan sürekli küreselleşen dünyada bilgi toplumu döneminde kendine yeni değerler katan bireyler olmalıyız. Her şey şüphesiz toz pembe değil ancak bize de düşen çok şey olduğunu farkedelim.

Biz tüm bunların ışığında ne kadar çok kişiyi bilinçlendirip bu tür çalışmalar gibi aktif etmeye çalışırsak rakamlarla değil kişilere topluma bir şeyler katmakla uğraşmış olacağız. Biz bu gün Türkiye de 30 üniversite de genç arkadaşlarımızla bu çalışmaları yapıyoruz, onları geleceğe hazılıyoruz. Burda temel nokta biz üzerimize düşeni yapalım ondan sonra diğer meselelerle uğraşalım. İnanıyorumki uzun vadede sıkıntılar dahada azalacak daha bilinçli ve sosyal bireylerle girişimci bireylerle her ne kadar tam olmasada sorunlar ortadan kalkacaktır. Her alanda Girişimci Gençler yarının siyaset yapıcıları ve müteşebbisleri olacaklardır.

Toplumun kanaat önderleri aydınları toplum için sıkıntıları önceden görmek zorundadır. Bu nokta da bizim görevimiz her nekadar böyle geldi böyle gider diyen zihniyyetlere çözüm üretmesede bireysel olarak üzerimizde ki vebal borcunu ortadan kaldırmaktadır. İnanıyorum ki her gün her çalışmada bir kişiyi kazanırsak önce bireysel gelişim sonra toplumsal değişim kendiliğinden oluşacaktır. Önümüzdeki seçimin huzur ve istikrar getirmesini temenni eder çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

www.tuggip.com


8/7/2007

Güncel Politik Ve Ekonomik Perspektif

Gerçekleri Görebilmek.......

Hayat kişinin belli değerlere inanması ve inandığı o değerleri yaşamak için gösterdiği mücadeleden ibaret bir süreçtir. Buna doğumundan ölümüne kadar geçen tüm süreyi yaptıkları yapmadıkları tatminkar oldukları olmadıkları vb her şeyi katarak ulaşabiliriz. Bir toplumu ortak değerler ortak tarihsel ve kültürel paylaşımlar ve tabiki tüm bunlar temel alınarak ortak hedefler oluşturur. Ortak değerleri paylaşan insanlar biraraya gelerek devleti oluştururlar. Bu gün hangi aydın hangi fikir üreticisi ne şekilde yorum yaparsa yapsın aklın yolu birdir. Bana göre devleti tek tek bireyler oluşturur, bireylerde hayat içinde temelde iki sistemle yaşarlar. Aile sistemi ve bu sistemi devam ettiren Ekonomik sistem.

Kıymetli arkadaşlar şu gerçeği asla ve asla gözardı etmemeliyiz ki bir devlet kültürel değerleriyle vardır ve o değerlerle geleceğe huzur ve güvenle bakar. Bir topluluk düşünün onu kendi ruh kökünden mana tarihinden kopartırsanız tıpkı bir çınar gibi kökünden kopar ve yere düşer. Yere düşen koskoca çınar küçücük kurtçuklar tarafından parçalanır ve yok edilir. Devletlerde böyledir onu oluşturan bireyler kültüründen kopartılırsa ortak değerlerinden kopartılırsa bir çınar gibi yere düşer ve ufacık kurtçuklar tarafından yok edilir. Bu nedenle yaptığımız her yorumun mutlaka bir tarihsel temeli ve toplumsal vizyonu olmalıdır. Asla laf olsun diye temelsiz ve dayanaksız düşüncelere itibar etmemliyiz.

Tüm bunların ışığında ülkemizde bir tatarevalli siyaseti almış başını gidiyor. Bir tarafta AK Parti diğer tarafta CHP. Politik konjonktür öyle ayarlanmış ki; bunu beğenmedin şunu al şunu beğenmedin tekrar ve yine bunu al. Ülkemiz de birileri tarafından bir narkoz verilmiş ve birlerinin kucağına doğru toplum iteleniyor. Dünyayı kendi emellerine göre ayarlamış karanlık bir zihniyet tabi ki 1000 yıl o karanlığa dur demiş ecdadın torunlarına narkoz vermeden sinsi emellerini yerine getiremeyecek. Makalemin başında ifade ettim insan inandıklarını yaşayarak hayattan haz alır. Netice de herkesi kapatacak bir avuç toprak. Bir çok dönem milletle ve milletin yanındaymış gibi yaşayanlar makam hırsı ve hamasetiyle başkarım geçirerek adeta tırtırken kelebek oluveriyor. Kimse bunun nasıl olduğunu anlayamıyor. Çünkü belli sinsi tezgahlar önce seni aç bırakmış narkozlamış muhtac etmiş. Ne yazıkki tarladaki, fabrikada ki yada sokaktaki mehmet amcalar bunun farkında olamıyorlar. İlk 5 yılda manevi tahribat ki o yapıldı. İşte Toplumun temeli olan Aile sisteminin dibine dinamit konuldu. Bununla kalmayıp devletin kazanımları tek tek satıldı ve elde avuçta satılacak bir şey kalmadı. Özelleştirme küreselleşen dünya da önemli bir ekonomik hamledir ancak sağlam bir zemine oturtulmadan "babalar gibi satmak için" de özelleştirme asla yapılmaz. Ülkemizde son 5 yılda evet bir istikrarsızlık yaşamadık hamdolsun ancak burda olmayan bir başarıyı yapmayanlar sahiplenmeye kalkıyor. AB ile sosyal ve siyasi politikalar, IMF ile de ekonomik politikalar tamamen elden çıkmış belli güçlerin eline geçmiş. Bizimkiler sadece seyirci ve spikerlik yapıyor at başkasında joker başkası. Belli güçler bu süreçten memnun oldukları için tüm güçleriyle ikinci bir dönem için bir propaganda içersindeler. Bu hummalı gayretleri uzun vadede onların inandıkları değerlere ve arzuladıkları hayata zemin oluşturacak. İkinci aşamada son hamleyi yapıp ülkeyi kaosa sürüklemek ve adeta stalinin tavuğu gibi onlara muhtac etmek. Tabi ki hepimiz siyasi istikrarla birlikte ekonomik istikrarı yaşayıp huzur ve güveniçersinde hayatımızı idame ettirmek isteriz. Ancak bu süreç olmayanları var gibi hayatı toz pembe tablolarla anlatarak adeta toplumu bir çıkmaz sona doğru sürükleyerek olmamalı.

Değerli arkadaşlar

Bu tablo bizlere asla yakışmıyor ve adeta gözlerimizi kapatıp doğruya yanlış yanlışa doğru diyoruz. Bize ne olduysa adeta fehimler tutulmuş karaya ak, aka kara demeye başladık. Ülkemizde son 50 yıldır bir kardeş kavgası almış başını gidiyor. Sağ-Sol, Alevi- Sünni, Kürt- Türk vb yapıldı ve senaryolar hala devam ediyor. Artık asırlarca hoşgörü ve adalet timsali olmuş bir millet olarak bir kardeş kavim olarak basiretsiz ve şaşkın atışmaları bir kenara bırakmalıyız. Et tırnaktan nasıl ayrılmazsa bizde bu kardeşlerimizden asla ayrılamayız. Birni diğerinden ayıramazlar ayıramayacaklar. Artık silkinip kendimize gelmeliyiz Çanakkale de Galiçya da Plevne de Kore de Kıbrısta Viyana da Mercidabık da Şamda Sakarya da İzmirde Antepde dünyanın her tarafında nasıl birlikte omuz omuza savaştıysak bu gün de aynı ruh ve imanla geleceğimiz için müşterek düşmana karşı ortak refleksi koymak zorundayız. İşte biz bu inancımızla yaşamazsak tıpkı bir ağaç gibi kökten kopup parçalanırız. Tüm olarak yutamayanalar bizleri esir edip tek tek lokma lokma yutarlar. Ey toplum uyan kendine gel silkin ve FATİH, YAVUZ , KANUNİ, MUSTAFA KEMAL gibi dik dur başını dik tut. Bizim için vatan sevdası ve peygamber ocağı diyerek mehmetçik büyüten, silvandaki silopi de ki annemin odun taşıyan elleri, nasır tutmuş avuçları nasıl kutsal ve öpülmeye değerse, Toros dağlarındaki yörüğün yanık yüzü aynı şefkatle sevilmeye değerdir. Bizde ki mütevazi aşk ve kalbden gelen sevgi nasıl kutsalsa rize deki çayın kokusu, ıspartada gülün kokusu, Diyarbakırda şemmamenin tozu aynı aşkla yutulur koklanır. Bizler aynı şarkılarla oynar aynı türkülerle halay çekeriz.

Değerli arkadaşlar

Bizi biz yapan ortak değerlerimiz kültürel bağlarımız ve sahip olduğumuz inancımızdır. Misakı milli sınırları içersinde tüm bu değerlerle vatan birdir bölünemez. Bölünmeyi sadece ırksal ve sınırsal olarak değil maddi ve manevi tüm değerleri katarak reddediyoruz. Bizim bayrağımız Selahattin Eyyubi ile dalgalanmış medresei Yusufta manası anlaşılmış Fatihlerle destanı yazılmış Mehmetçiklerle de emanet alınmış Gazi Mustafalarla ebediyyete dalgalanmıştır.

Ümid ediyoruz ki 22 temmuz sabahında tüm kalbler gerçeği görecek akıllar aydınlanacak tutulmuş fehimler yeniden hak olanı tutup kaldıracaktır. Ülkemizin her bölgesi için önce ekonomik yatırımlar sonra kültürel ve manevi kardeşlik bağları yeniden güçlü ve bağımsız bir toplumun ayak sesleri olacaktır. Bu ülke başkarım geçiren bir iki gözü kapalı kişilere bırakılacak kadar düşmedi. Diyarbakırda dolaşırken surların yanında yüzlerce işsiz kardeşimi gördüm. Ne var ne yok satmış kapatmışsın ne yapacak benim kardeşim hangi işle meşgul olacak. Sen 5 yılda tek bir fabrika kurmaz elde avuctakini de satarsan oradaki kardeşlerimizi ateşçemberine atmış olursun zaten.Tarım da üreten çiftçi zarar ediyor 2 milyon çiftçi ekmez oldu. Bir takım rakamlarla ekonominin iyi olduğunu söylemek her ne kadar başarı olsada yatırımsız geleceği öngörmeye çalışmak şaşkınlıktan öte geçemez. 400 milyardolara ulaşan bir milli hasıla hala işçiye yüzde 3 zammı öngörüyorsa bu acziyyetin farklı bir ifadesidir. Bu ülkenin sahipleri var bu ülkeninde manevi senaristleri var. Atatürkün çizdiği muasır medeniyyetler seviyesine alnımızın akıyla kimseye esir olmadan çıkacağız. Bunu yeni yatırımlarla, güçlü sanayi hamleleriyle üreterek yapacağız başka çaresi yoktur.

Makalemize başlarken hayattan tatminkar olmak ve haz almakla giriş yaptık. Şahsen asla başkasının boyunduruğu altında bağımsız olmadan ki bağımsızlık benim karakterimdir yaşayamam. ülkeme hizmet etmek bizi mutlu kılan en önemli fiildir. Hangi görüş ideoloji yada fikirden olursak olalım temelde ülke çıkarları milli menfaatler ve hepimizn ortak kazanımları varsa değer verilmeli ortak hareket edilmelidir. Birilerinin kirli tezgahlarında asla şekillenmeyeceğiz. Asla kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız eti tırnaktan ayırtmayacak o acıyı yaşattırmayacağız. Tüm bunları ortak bir bilinç ortak bir çalışma aşkı ve şevkiyle yapmak durumundayız. Bizler bu süreçte milletimize sabır ve sebat tavsiye edecek geleceğimiz için yaptığımız çalışmalarda manevi temennilerini yanımıza almak isteyeceğiz. Artık halkıma verilen narkozun etkisini kırmak ve uyanan herkese yanındakini de uyandırmak sorumluluğunu bağımsızlık ve başı dik olmak benimde karakterimdir diyen tüm kardeşlerime veriyorum. Çıktığımız bu zorlu süreçte yapıalcak seçimin hayır getirmesini temenni ediyor çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Yaşar AVCU

Türkiye Genç Girişimciler Platformu

Genel Başkanı

4/7/2007

GELECEK GENÇLERİN; GENÇLER GELECEĞİN NERESİNDE

Hayatımızda bir çok köşe yazısı, kitap, dergi yada önümüze sıradan da olsa karşımıza okunması için sıkıcıda olsa yazılar çıkar. Bir çoğumuz çoğu kez bir kaç satırına göz ucuyla bakar eline aldığı kitabı bir tarafa fırlatır, makaleyi resimlere baktıktan sonra okumadan elinden atar binbir zahmet ve emekle o noktaya getiren yazar okunmayan yazısından dolayı amacına ulaşamamış olur. Bizim bu gün ülke olarak en çok sıkıntı çektiğimiz olay budur. Bu bağlamda sitemizde de gerek biz gerekse fikir belirten arkadaşlarımız yazıları okunma ve yorum alma niyetiyle yazmaktadırlar. Şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterimki bizim bu güne kadar yaptığımız çalışmaların tek amacı ülkemizde geleceğini doğru temeller üzerine oturtabilecek bilinçli bir gençlik oluşturabilmektir. Bu amacımız için çalışmalarımız tüm özveri ve azmiyle devam etmektedir. Başlattığımız bu çalışma aslında bir zihniyet değişim sürecidir.Bu güne kadar bir çok arkadaşımız okumadan yorum yapmadan bir çok şeyi olduğu gibi kabul etmiş, doğru zamanda doğru şeyler yapılmamış ve sonunda kendisini bekleyen hazin sonu görememiştir. Bu gün genç bir nufusa sahip ülkemizde yeterli iş imkanının olmadığından yakınıp durmaktayız. Evet bu doğru ama biz üzerimize düşenlerin ne kadarını yaptık yada yapıyoruz. Bu gün aktif olarak iş hayatında bulunan ve ülkenin bir çok ilini ziyereyt ederek bir çok bireyle birebir görüşen biri olarak şunu net olarak söylemek isterim; ülkemizde işsizlik sorunuyla beraber nitelikli sosyal yani aranılan donanıma sahip bireylerin bulunmasıda güç. Üniversite okumuş ama gerek bilgi gerekse sahip olduğu bilgiyi ifade edecek yine risk alarak kendine güvenerek çalışma içersine girecek yeterli sayıda eleman bulamamanın sıkıntısını bir çok işveren bize ifade ettiler. Bu sadece bir iki ilde değil ülkenin ne yazıkki genelinde bu şekilde.Özellikle bir olayı sizle paylaşmak istiyorum, danışmanlık yaptığımız bir işletme için yeni satış elemanları almak için mülakat yapıyoruz. Şirket satış temsilcileri almak istiyor, en önemli şart asgari ücret artı satışlar üzerinden prim vermek. İnanın yüzlerce görüşmeden çok az kişi kendisine güvenerek işi kabul etti. İşe başlasa kendine güvenerek kendisine verilen maaşın dört katına yakın prim alacak, ne yazıkki hazıra alışmış aylardır işsiz oturmaktan bıkmayan arkadaşlarımız bu işi kabul etmediler. İşe başlayan arkadaşlarımız her ay satışlarını artırıp gelirlerini artırmaktalar. Aslında artık sistem çok açık çalışan kazanacaktır. Bu nedenle bu olay öz güven ve cesaretle birlikte risk alıp girişimci olmayı çok iyi özetlemektedir. Satış yapan aslında bu gün her işte başarılı olur. Bu gün için olayın mutfağı satıştır. 21. yüzyıl küreselleşmeyle birlikte rekabeti ön plana çıkartan bir yüzyıldır. Rekabet edebilmek müşteriyi ve insanları iyi tanımaktan geçmektedir.

Biz TÜGGİP felsefesi hedefleri anlayışı derken belkide bir çok kişiye öylesine söylenmiş, okunup geçilecek ifadeler olarak gelmiştir. İşte bu şekilde düşünenler yarın okullarından mezun olduklarında yada hala iş hayatında aktif olanlar gerçekle yüzleşerek bu ifadelerin gerçekliğini net bir şekilde görecekler. Ancak bu bizim ifade ettiğimiz gibi önceden uyarı niteliğinde değil, aylarca iş bulamayrak yada gittiği mülakatlardan "biz size döneriz" cevabını alıp aylarca evinde oturarak, yani zorluklarla tecrübe ederek bu gerçeği görmüş olacaktır.

Değerli arkadaşlar

Her zaman için şu gerçeği göz önünde bulundurarak hareket edin. "aranan kişi olmak" aranan kişi kmdir? sorusuna cevabımız her zaman için ilgili alanda en iyi olma yolunda her geçen gün kendisine yeni değerler katan kişi olamktır. Bu değerler bu gün bilgi çağında bigili olmak ve o bilgiyi söz ve beden diliyle ifade etmekten geçmektedir. özellikle İktisat ve idari bilimler, halkla ilişkiler, eğitim departmanları ve tabiki bu noktada halkla içiçe olan tüm departmanlar için bilgili olmak ve o bilgiyi en iyi şekilde ifade edebilmek ön plandadır. İş hayatında artık bildiğini ifade edemeyen kişiler yer bulamamktadır. Bu gün itibariyle yüzlerce rakip olması ve eçılan alanların da ona nispetle yetersiz olması olayı daha da karmaşıklaştırmaktadır. Eskiler önce ekmek aslanın ağzında şimdide midesine indi diyorlar. Bana göre artık midesinde de değil belki çok uç bi açıklamadır ama Aslan onu sindirdi ve götürüp sakladı. Siz aslanı ikna edip sakladığı yerden onu bulup çıkartmak zorundasınız. Bu gün işletmelrde temel felsefe müşterinin isteği üzerine ürün üretip o ürünü ekstra olarak ek hizmetlerle satabilmektir. Yani her şeyin özü insan odaklılık ve o insanı tatmin edebilme yetisi. Adeta insanların beyniyle oynamak tabi bunu olumsuz olarak değil tamamen bilgiyle kişlerin yönlendirilidiğini belirtmek için söylüyoruz. Artık kendi alanınızı en iyi şekilde bilmeli bunula birlikte farklı departmanlardan da bilgi sahibi olmalısınız. Artık daha entellektüel bireyler, daha sosyal ve donanımlı bireyler.

Sevgili TÜGGİPliler;

Bu başlığı açmamdaki en önemli neden TÜGGİP olarak her zaman ifade ediyoruz biz ülkemizin geleceği için yola çıktık, ülkemizin geleceği de bize göre bilinçli gençliktir. Bir toplum o toplumu oluşturan bireylerin kültürel düzeyleriyle eşdeğerdir. Bu nedenle biz bu gerçeği görerek ülkemizin tüm illerinden genç arkadaşlarımızı geleceğe hazırlama sorumluluğunu üstlendik. Şüphesiz arzuladığımız amaçlar kolay ulaşılacak ve bir anda sonuca ulaşılacak hedefler değil. bu bir zihniyet devrimi değişimdir. İnsanlar alışkanlıklarını bir anda değiştirmeyebilirler. Biz kendimizi bir deniz olarak düşünüyoruz. Deniz içersinde asla kendinden olamayanı barındırmaz. Bir ceset düşse ya o cesedi kendi içinde tutarak parçalayıp içersinde elimine eder yada yavaş yavaş dışarı atar. TÜGGİP olarak bu anlayışal bir çok art niyetli yada amaçsız bireylerle karşılaşacağımız kesindir. Ancak biz sahip olduğumuz Temel Felsefeyle, prensip ve ilkelerimizle taşıdığımız misyondan hiç bir durumda taviz vermeden hareket ettiğimiz sürece içimizde olumsuz, karamsar bu noktada art niyyetli ve zararlı nesneleri tıpkı deniz gibi ya düzeltip kendimiz gibi yapacağız yada zamanla yavaş yavaş içimizden atacağız. Yeterki her zaman ifade ettiğimiz gibi temel ilkelerimizden taviz vermeyelim. Şunu çok iyi anlayalımki TÜGGİP asla bir amaç değil her zaman için bir araçtır. Bu bir eğitim okuluysa bu okula herkes gelir ve mezun olur gider. Gelenler her zaman boş çantalarını giderken doldurarak giderler yeterki TÜGGİP Ailemizdeki gönüllülük ve aidiyetlik duygusuyla azimle çalışan arkadaşlarımız gibi iyi niyyetli ve kararlı olsun.

Değerli Arkadaşlar;

Okumaktan asla sıkılmayın pes etmeyin, her zaman için daha fazla okumaya kendinizi hazırlayın. Okudukça bilgi hazinenizi artırın, kelime dağarcığınızı genişletin insanlara daha fazla bilgi sunma azminde olun. Dolu dolu olmanın tadını ve haklı onurunu birebir yaşayın. Gelecek gençlerin evet genç kardeşlerimizn peki ama genç arkadaşlarımız kendilerini gelecek için ne kadar hazırlayabiliyorlar. 21 yaşında bir çağ açıp bir çağ kapayan ecdadın torunları hangi uğraş ve faaliyetlerle asıl yapmaları gerekenleri yapmıyorlar. Bu noktada hepimiz yalnız bir kenara çekilip hangi notada olduğumuzu iyice düşünelim. Gerekenler neler çantamıza bakalım bizde ne kadarı var, neler eksik. Eksiklerimizi gidermek için neler yapabiliriz. Tekrar belirtmek isterimki işimiz çok zor. okunan okullar alınan sertifikalar ve eğitimler, kurslar, ailelerin sarfettiği maddi değerler ve en önemlisi kaybolan demek istemiyorum harcanan zamanlar. Bize düşen zamanımızı çok iyi değerlendirip gelecek için üzerimize düşenleri en iyi şekilde yapmaktır. Sizleri daha çok okumaya, daha çok okuyup okuduklarınızı paylaşmaya geliştirdiğiniz bilgi birikiminizi doğru aktivasyonlarla ve sosyallikle ifade etmeye davet ediyorum. Bu gün biz bu kültürün gelişip büyümesi için gerekli alt yapıyı kurduk. Araştırın gelin TÜGGİP network ağıyla bunu ülkenin bir çok ilinden sizlerle benzer duygu ve düşüncedeki arkadaşlarınızla paylaşın. Yorumlayın doğru, yanlış fazla noksan farklı düşüncelerden görüşler alın. Yine halkımız arasında canlı bir organizasyon olan TÜGGİP hayatın akışını realist olarak takip ederek bunu zaten sizlerle paylaşmaya devam edecektir. Konferanslar toplantılar kendi aramızda yaptığımız fikir alışverişleri paylaşımlar Temel Felsefemizi daha çok kişiye ulaştırma gayreti için TÜGGİPLi olarak göztermiş olduğumuz bireysel performanslar gerek ülke gerekse dünya gerçeklerini sürekli paylaşıyor olmamız sizleri geleceğe hazırlamak için yaptığımız çalışmalardır. Bu felsefeyi daha çok kişiye ulaştırmak hepimize düşen büyük sorumluluktur. Zaman zaman arkadaşarımız daha fazla çalışmalar istemektedir. Bizde o amaçtayız ancak her şey bir anda değişmiyor ve herkes sizi anlayamıyor. Bu nedenle pes etmeden azmimizi kaybetmeden kendi geleceğimiz için daha çok çalışıp gayret etmek durumundayız.

Sevgili Arkadaşlar

Daha çok çalışarak kendimizi yetiştirerek yalnız TÜGGİP gibi tüm Türkiye de aktif olan bir sivil insiyatif değil yerel bazda olabilir hangi organizasyon olursa olsun içersinde yer alarak kendimize yeni değerler katmak zorundayız. Kendimizi çok iyi yetiştirmek geleceğe hazırlamak zorundayız. Girişimci Bireylerle Güçlü Türkiye idealiyle hareket eden TÜGGİP bunun için gerekli girişimleri her zaman için yaparak uygun zemini hazırlmaktadır. Yeterki bizler omuzlarımız üzerindeki sorumluluğun farkında olarak hareket edip geleceği toz pembe görmekten vazgeçelim.Bu bağlamda daha çok TÜGGİp li projemiz devam etmektedir. Tüm üyelerimizin birebir sorumluluk üstlenerek paylaşımda bulunacak bireyleri aramıza katmasını temenni ediyor, hepinizi göstermiş olduğunuz azim ve kararlılıktan dolayı kutluyorum. Tüm illerimizde Temel Felsefemizle özveriyle çalışan ekiplermizi tebrik ediyor, hepinize çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

4/7/2007

TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR

TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR

Ülkemiz son günlerde çok ciddi bir değişimin çok ciddi bir çalkantının eşiğindedir. Özellikle siyasi alanda meydana gelen sıkıntılar ve sorunlar gelecek açısından kaygı verici bir görüntü arz etmektedir. Tüm bu konjonktürel ortamda Türkiye siyasi istikrarını kaybetmiş bu nedenlede ekonomik sıkıntıların tellalığı yapılmaya başlanmıştır. Özellikle her ne kadar siyasi iktidarı beğenmesede sürekli olumsuzluk senaryoları üretip ülkeyi germeye çalışan habire kriz söylemleriyle adeta psikolojik savaş ilan eden bazı basın ve yayın kuruluşları milletin müreffehiyetini hiçe saymaktadır. Bu gün Türkiyemiz özellikle 2001 şubat krizinden bu güne sürekli iyileşme ve gelişme göstererek ciddi kazanımlar elde etmiştir. Türkiye de faizlerin yüzde yüzleri hatta binleri bulduğu (over nıght) gecelik faizleri varken, enflasyon %80 lerde hatta daha üzerindeyken, ekonomik kırılganlık ve kredibilitemiz vahim bir durumdayken, yabancı sermaye ülkemize adeta yabancıyken ülkemiz 2001 kriziyle dibe vurmuştur. Dibin daha dibi olmadığı için yeni bir proğramla IMF ile anlaşma yapılmış kredibilite sağlanmış ve o günden bu güne belli iyileşmeler ortaya konabilmiştir. Dibe vuran her hareket mutlaka yükselecektir ve yükselmek zorundadır. Son dönemde sağlanan siyasi istikrar ekonomik istikrarı da beraberinde getirmiş dibe vuran ekonomimiz sağlanan yapısal reformlarla birlikte üst noktalara tırmanmıştır. Bu nokta da bir önceki üçlü koalisyonun son dönemde attığı ciddi adımlar ve daha sonra gelen tek başına iktidar süreci doğru devam ettirmiş hem AB hemde kredibilitemizi sağlayan IMF ile doğru politikalar üretilerek çalışmalar sürdürülmüştür. Bununla birlikte dış piyasalarda güven kazanan ülkemiz ciddi yabancı yatırımlar çekmiş, Borsa yükselmiş YTL değer kazanmıştır.

Bu süreç enflasyon oranlarının düşmesine, ihracatımızın artmasına eş güdümlü olarak dışa açık ekonomide ithalatta beraberinde artarak devam etmiştir. Faizlerde meydana gelen düşüşler ülke ekonomisini rahatlatmıştır. Bu gün gelinen nokta da özel sektör borcu artsada kamu borç stoku ciddi anlamda azalmıştır. Tüm bunların ışığında ekonomimiz daha sağlam temeller üzerine oturmaya başlamıştır. Bir ülke de ki özellikle serbest piyasa ekonomilerinde iki temel ekonomi politikası söz konusudur. Birincisi para politikası merkez bankasının çalışma alanına girer. para politikasında temel hedef ülkede fiyat istikrarını sağlamak enflasyon oranlarını kabul edilebilir düzeylerde tutmak ve fazi oranlarının aynı derecede kabul edilebilirliğini sağlamaktır. Merkez Bankamız 2001 öncesinde politika yapıcıların emrinde olduğu için sürekli para basım yeri yani ihtiyaç duyulduğunda darphane olarak kullanıldığı için asıl fonksiyonunu yerine getirememiş ardarda krizler patlak vermiştir. Kemal Dervişin ülkeye en büyük katkısı bana kalırsa MB nı tam bağımsız bir hale getirmesidir. Bu gün tam bağımsız merkez bankası fiyat istikrarı konusunda bağımsız hareket edebilmektedir. ikinci temel politika ise maliye politikasıdır ki devletin özellikle Maliye bakanlığının direktifleriyle maliye politikalarını içeren faaliyetleri kapsar. Ülkede kamu alanında yapılan tüm ekonomik çalışmalar maliye politikasının ürünüdür. Bu bağlamda ülkemizde sağlanan gelişmeler yapısal reformların hayata geçirilmesiyle bu iki alnda doğru politikalar üretilmesiyle kazanılmıştır.

Bu günlerde ülkemizde her nekadar siyasi tutumunu beğenmesekte ülkeyi germeye çalışan kriz çığırtkanlığı yapan bulanık suda balık avlama niyyetinde olanlar var. İktidar ben yaptım oldu mantığıyla hareket ederek bu süreçten nemalanırken muhalefet kriz çığırtkanlığı yaparak ülkeyi germe kaygısıyla nemalanıyor. Bu gün faizlerde meydana gelen %1 lik artışın yıllık ekonomimize maliyeti olarak 2 milyar dolardır. Ülkemizde 6 milyona yakın kredi kullanmış vatandaşımız var. Bıçak sırtında yürüyen ekonomide hassas dengeler bozulduğunda bu insanların nasıl zorda kalacağını siz düşünün. Peki bu kimin cebinden çıkıyor; ne muhalefet nede iktidar; bu halkın cebinden halkın aşından işinden çıkıyor çıkartılıyor. Çok basit kolay bir seçim ilkkez bu kadar sorunlara sebep oluyor. Çankayayı Gül'e emanet edemiyoruz da dışişlerini nasıl emanet edebiliyoruz. Asıl sorulması gereken budur. Süreci krize dönüştürenler gerek iktidar gerek muhalefet bunu çok iyi değerlendirmelilerdi. Kapalı kapılar ardında imza yetkisi olan ülkenin en gizli kritik konularında karar yetkisne sahip birisi 4.5 yıldır bu ülkede imzalar atarken neredeyiz. Kaldıki çankaya daha pasif daha hareket alanı dar bir temsil yeridir. Şüphesiz o makam yol geçen hanı herkesin oturabileceği bir alan değildir ancak daha hassas makamlarda oturanlar orada neden oturamasınlar. Şimdi 367 tartışmalarıyla iptal edilen seçim süreci belkide halkımızn önüne çifte sandıkla getirilecektir. Bu dönemde ciddi propaganda yapan iktidar amacına ulaşırsa arada geçen zaman zarfında ekonomide meydana gelen sıkıntılar nedeniyle işinden aşından olacak kazancından olacak halkımızın vebalini kim ödeyecektir. Ülkemizde sorumsuz ve duyarsız politika yapıcılar istemiyoruz. Biz artık bu ülkede temiz siyaset istiyoruz.

ıÜüTerörün her türlüsü lanetlenmiştir. Hiç bir sorun kanla barutla çözülemez. Özellikle cennet Vatanımızda son günler de birilerinin el altından teşvikleriyle birilerinin kışkırtmalarıyla bir operasyon düşünülmektedir. ancak öyle bir hal aldı ki bu iş davulla zurnayla san ki düğüne gidiliyor. Ülkemizde hedef birliği oluşmamışken sırf seçimlerde belli kesimlerin önünü kesmek için ülkeyi savaşın içine sürükleyenler bunun vebalinden kurtulamazlar. Operasyon yapılacaksa en doğru zamanda ve stratejilerle yapılmalıdır. Ülkemizde ki terör olayını yapanlar belli faaliyetlerle kürt kardeşlerimizide sürece dahil etmeye çalışıyorlar. Kısmende olsa işsiz eğitimsiz kardeşlerimizi kandırabiliyorlar ancak Ermenilerin hedefi için AB ülkelerinin çoğunca destekli bu terör belasına benim halkım prim vermemeli vermeyecektir. Burda yaratılmak istenen kardeş kavgasıdır. Asla bu oyuna gelmeyelim. Misakı Milli sınırları içersinde vatan birdir bölünemez. Bu ülkede ingilizce, almanca derslerinden rahatsızlık duymayanlar kürtçe konuşan kardeşlerimize de aynı saygıyı göstermek zorundadır. Asla kafatasçılık yaparak kardeş kavgasına mahal verilmemelidir. Bu gün hangi ırktan olursanız olun gidin doğu da güneydoğuda sizi kimse aç bırakmaz susuz bırakmaz. Sizi en güzel şekilde ağırlar gerekirse aç kalır yine sizi doyurur. Bu kadar merhametli bu kadar misafirperver bir halka hiç bir mihrak olumsuzluk yükleyemez yükleyemeyecektir. Bizler her yerde aynı şarkıyla oynuyor aynı türkülerle halay çekiyoruz. Bizm gayretimiz her zaman için halkımıza daha çok emniyet, ekonomik kalkınmayla birlikte eğitim götürmek olmalıdır.

Bu ülkenin bireyleri ve gençleri olarak geleceğimizin güvende olmasını istiyoruz. Ülkemizde siyaset gençlerin birilerinin değirmenine su taşıyan yada afiş asan maşa olarak kullanılan pasifize edilmiş kişiler olmasını da kabullenemeyiz. Biz bu nedenle gençlerimizi ilk süreçte siyasete taraf olmaktan uzak olmalarını tavsiye ediyoruz. Gerekli maddi ve manevi alt yapıları oluştuğunda ilerde bireysel tercihleri olarak tabiki normal karşılıyoruz.

Artık toplumun her bireyine düşen en önemli görev içinde bulunduğumuz bil toplumu olma sürecinde; kendimizi en iyi şekilde yetiştirmek kişisel gelişimimizi en üst noktalara taşımak aranan kişi olarak her alanda elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Ülkemizin gerçeklerine asla kulak tıkamayalım sürekli takip edip sürekli kendimize yeni değerler katalım. Bu ülke hepimizn bu gelecek hepimizin. Geleceğimizin aydınlık olması yapılacak seçim ve seçimlerin huzur ve güç getirmesini temenni eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

Türkiye Genç Girişimciler Platformu Başkanı

www.tuggip.com

<