<
Psikoloji Sözlüğü

« Önceki | Sonraki »

13/7/2007

İş Gücü Nereye Gidiyor?

İş Gücü Ve Türkiye

Yılın her üç ayında bir TÜİK istihdam verilerini açıklar. Kimilerine göre iktidara bağlı olan bu kurumun verileri ne kadar inandırıcı olabilir denilerek dikkate alınmamakta kimilerine göre de bu rakamlar gerçeği yansıtır denilerek yorumlar üretilmektedir. 2001 yılında merkez bankası bağımsızlığını kazanarak kısmende olsa bu gün para politikasında, fiyat istikrarını koruma gibi temel politikalrda söz sahibi olması benzer bir durumu yansıtabilir. Bilindiği üzere 2001 yılından önce MB tam bağımsız olmadığı için her gelen iktidar tarafından darphane olarak kullanılmış bu nedenlede enflasyon sorunu yıllarca kronikleşerek devam etmiştir. Oysaki MB para politikasını yönetir buda fiyat istikrarını korumaktır. Temel göstergeler ise bu nokta da enflasyon ve fazi oranlarıdır. Bu alanda bağımsız hareket edemeyen bir MB iktidarlara göre hareket edince ister istemez enflasyon rakamları yüksek olmuş fazi oranları herkesin iştahını kabartmıştır. Bu gün de aslında belli iyileşmeler olsada faiz ile enflasyon arasında yakınlık olmadığı için getiri bir çok piyasadan çok daha iyi konumdadır. Bunula birlikte şu günlerde seçim arafesi içinde iktidarın bir çok alanda rakamsal olarak başarılı olduğu bir çok ağızdan yansıtılmaktadır. Baktığımız zaman MB bağımsızlığını 2001 yılında süper bakan Derviş tarafından ortaya konulmuş ve yasa değiştirilmiş. Bu alandaki başarı MB bağımsız ve istikrarlı tutumuyla kazanılmıştır. İktidar Serdengeçtinin görevi bitmesi durumunu dahi iyi yönetememiş bir belirsizlikle bunun sıkıntısı çekilmiştir.

Hükümete bağlı TÜİK verileri de işsizlik oranını 10.3 milyon civarlarında açıklamış zaman zaman kendi içinde de tutarsızlıklar ortaya çıkmış ve bu rakkamlara belli gruplar dahil edilmemiştir. İşin detayına inildiğinde ülkede 20 milyon civarında işsizn olduğu ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz fikir üreticiler anamuhalefet görevinde olmadığını bilerek sadece toplumu bilinçlendirmek için araştırmalar yapmak durumundalar. Bizim burada ki duruşumuzda bu nokta da her fırsatta gittiğimiz konferans ve konuşmalarda, ürettiğimiz yorumlarda iktidarı ve 22 temmuzdan sonraki iktidarı yatırıma teşvik için haklı bir çabadır. Bir ülkede yatırım yapılmıyorsa yeni istihdam alanları oluşturulmuyorsa devlet kendi kuruluşlarını satıyor ve özel sektörde yeni yatırımlar yapmıyorsa tüm bunlarla birlikte tarım politikasında tutarlılık ve gelecek öngörülemiyorsa elbette işsiz çoğalacak elbette sosyal bunalımlar patlak verecektir. Bir insan işsiz ise doğuda ya kandırılıp dağa çıkartılıyor yada ülkesine bağlıysa fakirlik içersinde hayatını devam ettiriyor. Diğer taraftan batıda hırsızlık kapkaç cinayet dolandırıcılık vb bir çok sosyal travmalar ortaya çıkıyor. Bunun temeli açık ve ortadadır ki yeni istihdam alanları oluşturulmaması ve işsiz sayısnın hızla artmasıdır. Biz bu gün İstanbulda aracımızla trafik ışığında dahi durmaktan korkar olduk. Diyarbakır da bağlarda göz önünde cep telefonu nu almak için oranın yerlisi dayak yiyor ve darp ediliyor. Ankara da ve diğer bir çok ilimizde durum çok farklı değil. Bu halk koalisyonlar dan bıkmış ve tek başına iktidar görevi vermiş bir parti mutlaka bu siyasi gücü en doğru şekilde kullanmak durumundaydı. Ancak üzülerek söylüyoruz ki 4.5 yılda özelleştirme, AB ile siyasi ve sosyal politikalr, IMF ile de ekonomik politikalar yürütülmüş rakamsal olarak başarının dışında yatırım ve üretim alanında başarı sağlanamamıştır. Sağlanan başarı belli elit kesime yaramış yabancı sermayedarların işine yaramıştır. Şüphesiz iktidar bu sorunların çoğunu kucağında bulmuş IMF ile stand by antlaşmaları, AB çalışmaları vb bir çok sorun birike gelmiştir. Her ne olursa olsun en azından belli adımlar atılmalı belli alt yapılar oluşturulmalıydı. Ancak binbir ümitle göreve getirilenler gidenleri adeta aratmıştır. 22 Temmuz da eğer bu ülke hangi durum ortaya çıkarsa çıksın istihdam alanı oluşturacak bir iktidara sahip olamazsa inanın bu ülkenin ciddi bir kaos ortamına sürüklenmesi anlamına gelecektir. İşsizler ordusu çoğalacak kaldı ki çalışanlar da asgari ücretli ve yoksul diye tabir ediliyor. Ülkenin 51 milyon insanı bu şekilde aç ve yoksul. Geri kalanları da ya geniş aile grupları ya belli kademelerdeki memurlar. Halkımızın bu güne kadar ortaya koyduğu sabır ve sebat takdire şayan bir inanç timsalinden başka bir şey değildir. Kanaatkar oluşumuz toplumun çoğunluğu tarafından bir Arjantine dönüşmeyi önlemiştir.

Artık ülkemizin yerli kaynakları tüm potansiyeli en güzel şekilde kullanılmalıdır. Kapatılan motor ve şeker fabrikaları yeniden açılmalı buna benzer yeni yatırım alanları oluşturulmalıdır. ABD ve AB ülkelerinden temel gıda ithal eden bir Türkiye nasıl yarın için Vizyon belirleyebilir. Bölgesinde güçlü dünya da söz sahibi olacak yada olma yolundayız diyen bir siyaset adamı tüm koşullarda nasıl sıkılmadan bunları söyleyebiliyor. Üretmezsen, yatırım yapmazsan, ağır sanayi hamleleri ortaya koymazsan hangi rekabet gücüyle bunu yapabilirsin. Biz ülke olarak sadece Avrupalının tükettiği ürünleri üretmek için hizmetkar olmamalıyız. Varsa yoksa tekstil diyerek onlara elbise dikerek geçimini sürdürmek bizm gibi bir millete yakışmamaktadır. Motoru olmayan bir ülke 21. yüzyılda rekabet avantajını yakalayamamış olur. Bu ülke potansiyelini kullanıp üretim motorlarını ağır sanayi hamlelerini gerçekleştirmek zorundadır.

Bütün bunların ışığında olayın bir de diğer boyutu varki sanki üzüm üzüme baka baka kararır deyimini doğrular cinsten. Halk sanki kendine göre bir iktidarı isimleri değişsede icraatları aynı olanları seçiyor. Bu bağlamda hep ülkemizde istihdam alanlarının yetersiz olduğundan siyasilerin yada özel sektörün yeteri kadar üzerine düşeni yapmadığından üniversitelerden mezun olduktan sonra da iş bulamadığımızdan yakınan bir toplum olup çıktık. Hep olumsuzluk senaryoları hep nemelazımcılık ve sorunu kendimiz dışında arama alışkanlığı almış başını gidiyor.

İş gücünde şu kadar milyon şuraya göre işsiz yada çalışıyor demek doğru değildir. Önemliliği şüphesiz var ancak; biz ne kadar kendimize bir şeyler kattık aranan kişi olma yolunda gayret ettik. Özellikle üniversiteli gençler olarak kitap okumayan araştırmayan kendini geliştirmeyen ve en önemlisi risk alarak girişimci olmayan bir insan grubu var ortada. Üniversitelerin hali bu iken liseden ortaöğrenimden mezun olan direk olarak işhayatı içersinde işçi sınıfında yerini alıyor. Okuma oranı çok da iyi olmayan çiftçi olarak hayatını devam ettiremeyen bir toplum aslında sorunları geleceğe doğru biriktirerek patlayacak bir bomba halini almaktadır.

Baktığımızda bir çok üniversiteli arkadaşımız iş arıyor ancak aynı oranda bir çok internet sitesi gazete ilanları vb yerlerde iş verenler yeterli donanımlı çalışacak kişiler arıyor. Sınırlıda olsa imkanlar çok arzu edilmeyen noktalarda da olsa emeklemeden yürünmez anlayışıyla bir yerlerden başlayıp boş durup sıkıntı olacağımıza kendimize bir şeyler katmanın amacında olalım diyerek bir yerlerden başlamak mecburiyyetindeyiz.. Ülkemizde öncelikle aranan kişi olmak yada seçtiğim departman için acaba yeterli donanıma sahipmiyim diyebilen girişimci bireyler yetiştirilmeli. Sürekli kendine bir şeyler katan sürekli küreselleşen dünyada bilgi toplumu döneminde kendine yeni değerler katan bireyler olmalıyız. Her şey şüphesiz toz pembe değil ancak bize de düşen çok şey olduğunu farkedelim.

Biz tüm bunların ışığında ne kadar çok kişiyi bilinçlendirip bu tür çalışmalar gibi aktif etmeye çalışırsak rakamlarla değil kişilere topluma bir şeyler katmakla uğraşmış olacağız. Biz bu gün Türkiye de 30 üniversite de genç arkadaşlarımızla bu çalışmaları yapıyoruz, onları geleceğe hazılıyoruz. Burda temel nokta biz üzerimize düşeni yapalım ondan sonra diğer meselelerle uğraşalım. İnanıyorumki uzun vadede sıkıntılar dahada azalacak daha bilinçli ve sosyal bireylerle girişimci bireylerle her ne kadar tam olmasada sorunlar ortadan kalkacaktır. Her alanda Girişimci Gençler yarının siyaset yapıcıları ve müteşebbisleri olacaklardır.

Toplumun kanaat önderleri aydınları toplum için sıkıntıları önceden görmek zorundadır. Bu nokta da bizim görevimiz her nekadar böyle geldi böyle gider diyen zihniyyetlere çözüm üretmesede bireysel olarak üzerimizde ki vebal borcunu ortadan kaldırmaktadır. İnanıyorum ki her gün her çalışmada bir kişiyi kazanırsak önce bireysel gelişim sonra toplumsal değişim kendiliğinden oluşacaktır. Önümüzdeki seçimin huzur ve istikrar getirmesini temenni eder çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

www.tuggip.com


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır