<
Psikoloji Sözlüğü

« Önceki | Sonraki »

19/8/2009

Demokratik Açılım-1

Demokratik Açılım-1

 Kürt sorunu,terör sorunu,PKK,Apo, ezilmiş halk.... kavramları okadar birbirine bağladılarki sanki hepsi aynı sorun hepsinin çözümü aynıymış gibi topluma empoze edilmeye çalışılıyor. Süreç içersinde birileri varolan boşluktan yeni kavramlar türeterek değirmenlerine sürekli su taşıdılar. Bunu tüm kesimden bireyler öyle kullandı ki, uyuşturucu,kaçakçılık, insan ticareti, organ mafyacılığı vb..... Bir sorunu iyi anlamak için önce onun mana tarihini, fikri temellerini çok iyi analiz etmeniz gerekir. Öyle yapılmazsa domatezler bibere karpuzlar kavunlara karışır hiçbir şeyi anlayamazsınız. Türkiye Cumhuriyet olduğu günden beri bir çok sorunu çözemedi hala onlarla yaşıyor. Kürt sorunu denilen kangren olmuş mesele Şeyh Said'in ülke  Anayasası belirlenirken beklentilerinin karşılanamaması, hatta islam ibaresinin kaldırılıp laik bir devlet oluşturulmasıyla başlamıştır. Bu sorunu bu şekilde tespit etmek için bu gün doğuda bir çok ile gidip toplumun  özellikle Kürt hakları söylemlerini üretenlerin onu ÜSTAD olarak görmelerinden anlayabiliriz. Artık şapkamızı öne koyalım, kavramlardan kaçarak gerçeklere yüz çevirerek sorunalrı çözemeyip sadece sorunla mücadele ediyoruz. Sıkıntılarla yaşayıp huzur ve istikrarımızı kaçırıyoruz. Ülke olarak şunu bilmeliyizki etnik kökeni her ne olursa olsun burası Türkiye Cumhuriyeti  her birey önce bunun farkında olmalı ona göre talep ve istekleri olmalıdır. Etnisite ye gelince de bu farkındalıkla milleti birleştirip bütünleştiren ortak paydalar ve paylaşımları tespit ederek o kavramlar üzerinde bu binayı sağlamlaştırmalıyız.Sorunun temeli belli ama birileri o sorunu öyle kendi akıntıları yönünde kullanmışlarki bu ülkeyi yönetenlerin basiretsizliğinden bu seviyeye ulaşmıştır. İslami devlet kimliğinin atılmasına karşı olarak başlayan hareket ki siz eğer Çanakkalede, Sakaryada dini celili islamın tek kalesi ülkeniz için savaşmışsanız elbette siz İSlam devleti içersinde yaşarsınız. Yoksa kürt,arap,acem neden Türklerin yönetimi  altında milliyetçi ve laik sistem içersinde yaşamı kabul etsin. Asırlardır Türk liderlğinde dünya düzeni vb elbette ortada, ister istemez herkes bizim akıncılığımızdan yararlanmış liderliğimiz altında huzurla yaşamışlar. Ancak biz 1920 den sonra o kimliğimizi yok saymak istedik. Tüm islam değerlerini bir kenara bırakıp yeni bir sisteme geçtik. Dönemin şartları göz önüne alınarak  doğru yanlış araştırılıp tartışılabilir. Burdaki temel konu artık bizi bir arada tutan değerleri başta İslam devleti olmaklığımızı kaybetmemiz. Bu açıkça şu demek biz varolan birlikteliği yıktık yerine yeni bir kavram geliştirp sizi yinede bir arada tutacağızdır. Ama ne acı ki bunun tutmadığını 100 yıla yakın bir zamanda zor anladık. Kimse kalkıp bana çerkezde, rumda ermenide aynıdır demesin. 20 milyonun üzerinde bir halk ile 3 5 binler hiç aynı olurmu. Ne mutlu Türküm diyene kulağa hoş gelsede bunu diyen hemen öyle oluveriyormu. Olmuyormuş ki binlerce şehit milyar dolarlarca masraf birikim kazanım heba olup gitti. Sorun adeta kangrenleşti ve şimdi çözmeye çalışıyoruz. Süreç dış mihraklarca da öyle güzel kullanıldı ki kominist felsefeyle ne kadar temel değerimiz varsa yok sayılıp kürt çocuklarımızı dağlara çıakrttılar. Hiç bir orduya adı verilmeyen Mehmetçik'e kurşun sıktılar. Onun mukaddesliğine inanarak manevi bir eğitimden geçmiş olsalardı hiç biri dağa çıkmayacak toprağıan bayrağına milletine sadık olamnın huzuryla iyi bir vatandaş oalcaklardı.  Şunu kimse unutmasın ki bıçak kemiğe dayanıp sözün bittiği yerde milletimiz sonuna kadar bayrağı toprağı mukaddesatı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için sonuna kadar çarpışır. Artık yapılması gereken sorunun özüne inip kavramlarla boğuşmak yerine Üniter bir yapıda bizi bir tutacak bir ortak payda bulmalıyız ki oda aşikardır. İktidarın açılımını iyi irdeleyip bu yönde ona tüm destek ve öneriler sunulmalı yıllar sonra parçalanmaya sebebiyet verecek tüm söz karar ve tutumlardan kaçınılmalıdır. Kişiler ve makamlar geçicidir ancak devletin bekası herşeyin üstündedir. Makamları işgal edenler bu gerçeği ve geleceği düşünerek hareket etmelidirler.

 

11/8/2007

AMİRAL GEMİSİ TÜRKİYE

BİR AMİRAL GEMİSİ; TÜRKİYE

Yine bir dalganın arefesindeyiz; amiral gemisi limana ulaşmak için sessiz sessiz yol alırken uçsuz bucaksız denizlerde önüne geçmek isteyen yolundan döndürmek isteyen hırçın dalgaların arefesindeyiz. Geminin kaptanı şaşkın tayfalar şaşkın yolcular da necip ve mümtaz hiçbir şeyden haberdar değiller.

Kıymetli dostlar 1071 Malazgirtle başlayan Anadolu maceramız 1299 da Şeyh Edebalinin tasarrufuyla Osman Beyin fıtratına işleyerek yeni bir boyut kazanmıştı. Milletimizi vareden bu maddi ve manevi buluşma taki 1923 yılına kadar dünya ya nam salarak asırlarca eşi benzeri bulunamayacak bir kudretle varlığını devam ettirdi. 1923 den de ilelebet payidar kalacak kökleriyle geleceğe ve insanlığa ışık olacak bir dirilişe imza attık. Osmanlı milletini oluşturan bütün unsurlar hakça adaleti ve hukuku bütün teferruatı ve gerçekliğiyle sadece ve en son orada yaşadılar. Modern Türkiye'nin kuruluşuyla da Gazi Mustafa Kemal'in ülke için hazırladığı dönüşüm politikalarıyla ve genç Cumhuriyetle yeni bir hamle başlatmıştık. Ancak geldiğimiz nokta bütün bu mukaddesatı Mustafa Kemali, Abdulhamitleri, Muratları, Fatihleri şehitleri vb ne kadar emek varsa üzüyor gibiyiz.

Şüphesiz insanlığın varlığı başından beri hep mücadeleyle süregelmiştir. İyi karşısında kötü güzel karşısında çirkin doğru karşısında yanlış hep at başı yarışarak gelmiştir. Bütün bunların ortasında insan iradesi ve seçim hakkı.

Bu gün ülkemizde millet iradesi gerçekten sağlanabilmişmidir. Herşey demokratik sistem dediğimiz seçimlerlemi yürümektedir. Halkın perde önünde seyrettiği film ile perde arkasında oynatılan senaryo aynımıdır.

Değerli dostlar hakikaten yıllardır bilinmeyen gizli yönelimler gerçek niyyeti saklı tutulan şeker gösterilip zehir sunulan hamleler. Ülkemizin en önemli müttefiki ve stratejik ortağı diye adlandırılan bir devlet hala Lozan Antlaşmasını kabul etmemiştir. Biz seçim yapıyoruz seçilenler aslında seçmek istediğimiz kişilermi. Yada seçilmeden öncesiyle seçildikten sonra neden fark var. Değişiyorlarmı değiştiriliyorlarmı.......

Cumhurbaşkanlığı için kilitlenen gündemimiz de Abdullah Gül için üretilen senaryolar mağduriyyeti vb yorumlar her yönden yapılıyor. Dünya görüşü ne olursa olsun bu ülkede yıllardır bakanlık yapan, dış işlerinde en krtik imzaları atan biri neden reisi cumhur olamıyor. Şener neden vekil olmadı Gül olmadı Şener verelim senaryosunun farklı bir versiyonumu 1 sandalye kaybetmemek için uygulanmış olabilirmi. Bakalım halkmı kandırıldı yoksa Abdullah Gülmü fedakar, Başbakanımız mı hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyor yda A. Şener mi siyasetten isteyerek ve ılımlı kominist olarak çekildi hep birlikte göreceğiz.

Yapmaya çalıştığımız tahlil hakikaten geçmişin kudretiyle bu gün bize yakışan yakışmayan gizli açık her ne varsa yapılanlarla ilgildir. Özellikle çok partili düzene geçtiğimiz günden beri bakıldığında bir arpa boyu yol katedilememiştir. Halbuki aynı millet koskoca bir devletin yıkılmasından hemen sonra dinamik ve güçlü Türkiye Cumhuriyetini kurmuş büyük hamlelere imza atmıştır. Daha sonraki süreçte her 10-20 yada daha kısa sürelerde askeri darbeler, krizler, çatışmalar ve kavgalar. Bakıldığında sanki gizli bir el bu ülkede bir hamle yapıldığında önüne geçmek için hemen bir senaryoyu oynatmaya başlıyor. Şüphesiz bu tür konularda belli polyanacılıklar oynanmaktadır belli hikayeler anlatılmaktadır. Ancak biz bu noktada daha realist olmamız gerektiğini ifade etmek isterim.

Türkiye 28 şubat sürecinden sonra bir dönüşüm hareketinin içersine çekilmiştir. O süreçten sonra toplum üzerinde meydana getirilen tüm etki ve nufuz aslında uzun vadelei belli çalışmaların habercisidir. ABD 11 eylülü, Afganistan, ırak sırada İran vb ortadoğu üzerindeki sınırlara bulundukları yerden cetvelle müdahale imkanı tanımak için yapılan farklı bir hamledir. Sürec iyi tahlil edildiğinde yakın dönemlerde Türkiye döviz krizine girerek IMF ile anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Hatırlayın psikolijik olarak Türkiye ekonomik ve sosyal yönden ne kadar karmaşık bir yapıya sokulmuştur. Ve neticede 3 kasım seçimleriyle tek başına iktidar olan bir parti. Hemen arkasında bu gücün sahibi olması gereken İktidar olduk ama Muktedir olamadık diyerek açıkça acziyyetini ortaya koymuştur. Netice de evet ülkede son yıllarda bir suni istikrar sağlanmıştır. Perde arkasında ki işletilen senaryo iyi analiz edilirse ABD ile dış politika AB ile iç politika IMF ile de ekonomik politikalar uygulandığını görmek kaçınılmazdır. Değerli dostlar bu dönüşümün ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Bu dönüşüm iktidarlar üstü bir çalışma iç ve dış güçler ülkemize kendi projelerine göre yeni bir konumlama getirmek arzusundadır. Bunun bir ayağı BOP diğer ayağı Diyalog sürecidir.

Makalemize tarihsel bir sezenişle başlamamızın nedeni kim olduğumuza vurgu yapıp nerde olduğumuzu acı bir şekilde göstermek içindir. Belki bazı dostlar biraz insaf dışı olduğunu söyleyebilirler. Ancak ekonomik olarak iyi durumda olduğumuzu söyleyenler şunu iyi bilsinler ki eğer küresel oyuncular sıcak parayla Cari Açığın kapandığı bir Türkiyeyi terkederse bir gecede bu ülke ekonomisi ters düz olur. İnanın suni istikrar bir anda yok olur ve eskisinden daha büyük tahribata neden olur. Artık satacak mal kalmadı köprüler ve yollar ilerde göreceğiz barajlar ve toprak satış sınırlamalarıda kaldırılacak. Özelleştirme karşıtı değiliz içinde bulunulan dönemde tabiki özelleştirme yapılacak ancak sırf babalar gibi satmak için değil gelecek öngörüsü yapılarak. Küresel rüzgarlar bize doğru esiyor bakalım aşırı değerli YTL ile nereye kadar yada ruzgarlarda yağmur gibi nereye kadar idare edecek.....

Bütün bunlar iyi analiz edildiğinde Türkiye bir okyanusta kendini bekleyen fırtınaların farkında değildir. Halkım necip ve mümtaz istenilen yönde hareket ettiriliyor. Şüphesiz toplumun bütün bunları bilmesi bütün bunlar üzerinde düşünmesi zaman harcaması imkansızdır. Ancak burada toplumun kanaat önderleri ve fikir adamları üzerinde ciddi bir vebal vardır. Görev onlarındır topluma ilerde bir sıkıntı gelecekse bu günden keşfedip adeta geleceği öngörüp gerçekleşmesede toplumu uyarmalı hazırlamalıdır. Bu noktada da ne yazıkki iç ve dış güçlerin kalemşörleri derin bir uyku ve gaflet içersinde onlara hizmet etmektedirler. Kadere yürekten inanmış bir vatanın evlatları ölümden korkmazlar, Sevrle bize tabut biçmek isteyenlere karşı Gazi M. Kemalin dirilişini ve milletin ruhunu uyandırmasını hatırlasınlar.

Artık toplumsal bilinç bu yönde oluşturulmalıdır. Bizimle ilişki kurmak isteyenler ekonomik ve sosyal askeri ve kültürel tüm ilişkiler iyi niyyet ve samimiyyet temelinde yürütülmelidir. Ülkemiz de etnik ve dinsel bölünmeye sloganlarla oyalanmaya habire kendi aramızda çatışmalar çıkartılmasına artık izin vermemeliyiz. Birlik bütünlük ve kardeşlik içersinde ülkemiznin ekonomik ve sosyal müreffehiyeti için çalışmak durumundayız. Her türlü görüş öneri ve fikre saygı duyup Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğü noktasında ortak paydada buluşup gelecek için dayanışma yapılmalıdır. Türkiye de geleceği oluşturacak genç nesiller her noktada ülkesini bölgesini dünyayı çok iyi tanımalı her alanda daha sosyal ve girişimcilik ruhuyla yetiştirilmelidir. Aksi takdirde ne olduğundan habersiz bir topluluk ilk fırsatta kullanılmaya müsait olacaktır ve bu ülke olarak gelecekte en büyük zaafınız olabilir.

Ümid ediyorum ve en kalbi duygularla temenni ediyorum ki ülkemiz bütün unsurlarıyla tarihde meydana getirdiği gücü her dönemde yine oluşturacak kudrete sahiptir. Bu noktda çatışma yerine dayanışma anlayışı slogan değil çözüm önerileri ve kendi içersinde birlik beraberlik noktasında kaynaşmımş bir topluluk tüm sıkıntılara göğüs gerebilecek bir yapıda olacaktır. Bu süreç daha müreffeh bir Türkiye için olmazsa olmaz hedef olmalıdır.

Asla unutulmamalıdır ki insanlar her zaman için değişmeyecek gerçek olarak "nasıl yaşarlarsa öyle idare olunurlar" bize düşende gerçekten hep özeleştirel bir yapıda olup istediğimiz gibi idare yapısını haketme gayretinde olmalıyız.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

http://yasaravcu2023.blogcu.com

www.tuggip.com

5/8/2007

DEMOKRATİK TÜRKİYE

         Demokratik Türkiye

Terminolojide irdelendiği zaman her kavramın "efradını cami ağyarını mani" bir anlamı vardır. Şüphesiz olması gereken de budur.

Ne yazık ki ülkemizde kavramlar öyle esnetiliyor öyle istenildiği gibi kullanılıyor ki bu ülkede herkes kendi çıkarı doğrultusunda kendi vasıflandırmalarıyla hareket ediyor. İstediği kavramı lastik gibi kendi değirmeni için rahatça eğip büküyor. Demokrasi, Laiklik gibi kavramları ithal ettiğimiz günden beri hala gerçek demokrasi yada gerçek laiklik nedir kimse bilmiyor. Bilenler de ya işine geldiği gibi kullanıyor yada bir çok nedenle farklı anlamlarda ısrar ediyor.

Bir hasta düşünün ciddi bir sıkıntısı var doktorlar hastalığa doğru teşhisi koymuşlar ancak doğru ilaçlar ve doğru yöntemlerle hastalığı gidermeye çalışmıyorlar. Uyguladıkları yöntemler tamamen alakasız ve gereksiz. Böyle bir durumda siz ne kadar da hastalığı teşhis ederseniz edin doğru yöntemlerle tedavi yapmıyorsanız hastayı iyileştiremezsiniz. Hastalık zamanla kronikleşir ve hasta bir daha ayağa kalkamaz.

İşte ne yazıkki ülkemizde yıllardır çare diye çözüm diye ortaya konulan bir çok şey hastalığın giderilmesine yaramıyor yardımcı olmuyor. Demokrasiyle çözmeye çalıştığımız bir çok şey sürekli yeni dertler açıyor başımıza. Halbuki ülkemizde demokrasi diye bir kavram yokken biz herşeyi daha demokratik yollarla çözümleyebiliyorduk. Din, dil, ırk ve renk gibi ayrımlar yapmadan herkese Anadolu Hoşgörüsü diye adlandırdığımız bir kavramla eşit mesafede durabiliyorduk. Fatih gibi bir sultanın kolunun kesilmesine dahi hak ortaya çıktığında karar aldırabiliyorduk. İşte Adalet işte Demokrasi işte Laiklik tüm bunlar zaten bizde mevcuttu.

AB sürekli daha demokratik Türkiye derken kendileri bir çok kusurlarını görmüyorlar. Biz asırlarca bizi yöneten bu gün dahi bu topraklarda yaşamamızı sağlayan vesile olan Osmanlı Sultanlarını topraklarımızdan kovduk. Yeni devletimizde sultanlığa ve hilafete yer yok bu nedenle sizede yer yok dedik. Yani 90 yıl önce demokrasi ve yeni rejim adına bunu yaptık ama bize demokrasi diyenler habire kavramlar üzerinden kriz çıkartmaya çalışanlara bakın hala Kraliyet ailesini o ülkede en tepede tutmaktalar. Aslında olayın boyutlarını irdelediğimizde nasılda yanlış ilaçlarla tedaviye kalkıştığımız ortadadır.

Hiç kimse ülkemizde ki Laiklik anlayışını Fransa daki Kilise boyunduruğu altından kurtulmaya çalışan insanların sığınağı gibi görmesin. Bizim hiç bir zaman bir Magna Kartamız yok olmadı olamazda. Asla bizde Camiye gidip parayla günahlardan arınma yada doğar doğmaz vaftizle para alınıp bir çocuğun günahkar doğmasına inanılmaz. Hepsi tam aksinedir. Bir müslüman çocuğu tertemiz günahsız bir şekilde doğar. Bu temel farklarımızdan sadece bir örnektir.

Tüm bunların ışığında her toplum kendi değer yargılarıyla kendi kültürel ve toplumsal birikimleriyle yoğrulmalı ona göre çözümler üretilmelidir.

Türkiye yeni dönemde en çok bu iki kavram üzerinde tutulacaktır. Biri Laiklik diğeri Demokrasi. Demokrasi kavramıyla ırk ve dil üzerinden yaygaralar Laiklik anlayışı ilede dini inanış ve islami değerler üzerinden yaygaralar kopartılmaya çalışılacaktır.

Bu kavramlar ülkemize ihrac edileli hemen hemen 90 yıl oldu. Artık kendi değerlerimizle bu kavramları somutlaştırmak ve ortak bir noktaya koymak gerekir. Fransa, Almanya, İngiltere vb ülkeler nasıl inanıyorsa nasıl kendi çıkarları doğrultusunda anlamlandırıyorlarsa bizde kendi toplumumuza uygun bir anlamlandırma yapmak zorundayız. Fransızara göre şu anlama gelir böyle uygulanır ozaman bizde öyle inanalım bizde öyle uygulayalım gibi bir ahmaklık içersine düşülmemelidir. Aksi takdirde Cumhuriyetimiz kurulduğundan beri hala ne anlama geldiği tartışılır durumda ve bu şekilde de devam eder.

Anayasamız açık ve nettir. Türkiye Cumhuriyeti laik,demokratik, sosyal hukuk devletidir. Bunu üzerinde tartışma yapmak gereksizdir. Burda yapılması gereken bu kavramların yerli yerine oturtulması ve bize göre taşıdığımız değerlere göre anlam kazandırılmasıdır. Tüm bunların üzerinde Türkiye Hoşgörüsü denilse ve gerçek bir demokrasi sergilense bana göre kavram kargaşasındanda kurtulmuş oluruz. İnanın bizim hoşgörü kavramımız batının tüm ortaya attığı kavramlardan daha üstündür. Onlar aslında daha demokrasinin demosunu getiremediler. İngilizler yıllardır irlandalılara kendi insanına zulüm yapıyorlar. Amerika esir üslerine bakın tamamen işkence, acımasızlık ve zulüm. Çoğu sadece ismi yada dini yada ırkından dolayı orda. Halbu ki İstanbulu fetheden Fatihin feramanı esirlere yapılan tutum bellidir. 2. Abdulhamitin dahi kendisine suikast düzenleyen hain ermeniyi affetmesi merhametin demokrasinin hoşgörünün adına ne derseniz deyin ta kendisidir.

Aklımızı başımıza alıp özümüze dönme zamanı gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti artık birilerinin ihrac ettiği ve edeceği kavramlarla vakit kaybedecek değildir kaybetmemelidir. Sorunları çatışma anlayışı değil dayanışma anlayışıyla çözüme kavuşturma sürecindeyiz. Asla sloganlarla değil çözüm önerileriyle hareket etmek durumundayız. Atatürkün ifade ettiği muasır medeniyyetler seviyesi kültürümüzü yok etmek değil teknolojik ve ilim açısından onlarla başedecek noktada olmak demektir.

Ümid ediyoruz ki yeni dönemde yeminlerle söze başlayan vekillerimiz kavramlara takılıp ülkeyi germeyecekler yeni yatırımlar projeler ve çözüm önerileriyle hastalığı doğru yöntemlerle tedavi edeceklerdir.

Barış ve huzur içersinde kardeşlik bağları güçlenerek devam edecek ekonomik ve sosyal müreffehiyeti sağlanmış güçlü bir ülke olarak yola devam etme temennileriyle............

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

www.tuggip.com

 

8/7/2007

Güncel Politik Ve Ekonomik Perspektif

Gerçekleri Görebilmek.......

Hayat kişinin belli değerlere inanması ve inandığı o değerleri yaşamak için gösterdiği mücadeleden ibaret bir süreçtir. Buna doğumundan ölümüne kadar geçen tüm süreyi yaptıkları yapmadıkları tatminkar oldukları olmadıkları vb her şeyi katarak ulaşabiliriz. Bir toplumu ortak değerler ortak tarihsel ve kültürel paylaşımlar ve tabiki tüm bunlar temel alınarak ortak hedefler oluşturur. Ortak değerleri paylaşan insanlar biraraya gelerek devleti oluştururlar. Bu gün hangi aydın hangi fikir üreticisi ne şekilde yorum yaparsa yapsın aklın yolu birdir. Bana göre devleti tek tek bireyler oluşturur, bireylerde hayat içinde temelde iki sistemle yaşarlar. Aile sistemi ve bu sistemi devam ettiren Ekonomik sistem.

Kıymetli arkadaşlar şu gerçeği asla ve asla gözardı etmemeliyiz ki bir devlet kültürel değerleriyle vardır ve o değerlerle geleceğe huzur ve güvenle bakar. Bir topluluk düşünün onu kendi ruh kökünden mana tarihinden kopartırsanız tıpkı bir çınar gibi kökünden kopar ve yere düşer. Yere düşen koskoca çınar küçücük kurtçuklar tarafından parçalanır ve yok edilir. Devletlerde böyledir onu oluşturan bireyler kültüründen kopartılırsa ortak değerlerinden kopartılırsa bir çınar gibi yere düşer ve ufacık kurtçuklar tarafından yok edilir. Bu nedenle yaptığımız her yorumun mutlaka bir tarihsel temeli ve toplumsal vizyonu olmalıdır. Asla laf olsun diye temelsiz ve dayanaksız düşüncelere itibar etmemliyiz.

Tüm bunların ışığında ülkemizde bir tatarevalli siyaseti almış başını gidiyor. Bir tarafta AK Parti diğer tarafta CHP. Politik konjonktür öyle ayarlanmış ki; bunu beğenmedin şunu al şunu beğenmedin tekrar ve yine bunu al. Ülkemiz de birileri tarafından bir narkoz verilmiş ve birlerinin kucağına doğru toplum iteleniyor. Dünyayı kendi emellerine göre ayarlamış karanlık bir zihniyet tabi ki 1000 yıl o karanlığa dur demiş ecdadın torunlarına narkoz vermeden sinsi emellerini yerine getiremeyecek. Makalemin başında ifade ettim insan inandıklarını yaşayarak hayattan haz alır. Netice de herkesi kapatacak bir avuç toprak. Bir çok dönem milletle ve milletin yanındaymış gibi yaşayanlar makam hırsı ve hamasetiyle başkarım geçirerek adeta tırtırken kelebek oluveriyor. Kimse bunun nasıl olduğunu anlayamıyor. Çünkü belli sinsi tezgahlar önce seni aç bırakmış narkozlamış muhtac etmiş. Ne yazıkki tarladaki, fabrikada ki yada sokaktaki mehmet amcalar bunun farkında olamıyorlar. İlk 5 yılda manevi tahribat ki o yapıldı. İşte Toplumun temeli olan Aile sisteminin dibine dinamit konuldu. Bununla kalmayıp devletin kazanımları tek tek satıldı ve elde avuçta satılacak bir şey kalmadı. Özelleştirme küreselleşen dünya da önemli bir ekonomik hamledir ancak sağlam bir zemine oturtulmadan "babalar gibi satmak için" de özelleştirme asla yapılmaz. Ülkemizde son 5 yılda evet bir istikrarsızlık yaşamadık hamdolsun ancak burda olmayan bir başarıyı yapmayanlar sahiplenmeye kalkıyor. AB ile sosyal ve siyasi politikalar, IMF ile de ekonomik politikalar tamamen elden çıkmış belli güçlerin eline geçmiş. Bizimkiler sadece seyirci ve spikerlik yapıyor at başkasında joker başkası. Belli güçler bu süreçten memnun oldukları için tüm güçleriyle ikinci bir dönem için bir propaganda içersindeler. Bu hummalı gayretleri uzun vadede onların inandıkları değerlere ve arzuladıkları hayata zemin oluşturacak. İkinci aşamada son hamleyi yapıp ülkeyi kaosa sürüklemek ve adeta stalinin tavuğu gibi onlara muhtac etmek. Tabi ki hepimiz siyasi istikrarla birlikte ekonomik istikrarı yaşayıp huzur ve güveniçersinde hayatımızı idame ettirmek isteriz. Ancak bu süreç olmayanları var gibi hayatı toz pembe tablolarla anlatarak adeta toplumu bir çıkmaz sona doğru sürükleyerek olmamalı.

Değerli arkadaşlar

Bu tablo bizlere asla yakışmıyor ve adeta gözlerimizi kapatıp doğruya yanlış yanlışa doğru diyoruz. Bize ne olduysa adeta fehimler tutulmuş karaya ak, aka kara demeye başladık. Ülkemizde son 50 yıldır bir kardeş kavgası almış başını gidiyor. Sağ-Sol, Alevi- Sünni, Kürt- Türk vb yapıldı ve senaryolar hala devam ediyor. Artık asırlarca hoşgörü ve adalet timsali olmuş bir millet olarak bir kardeş kavim olarak basiretsiz ve şaşkın atışmaları bir kenara bırakmalıyız. Et tırnaktan nasıl ayrılmazsa bizde bu kardeşlerimizden asla ayrılamayız. Birni diğerinden ayıramazlar ayıramayacaklar. Artık silkinip kendimize gelmeliyiz Çanakkale de Galiçya da Plevne de Kore de Kıbrısta Viyana da Mercidabık da Şamda Sakarya da İzmirde Antepde dünyanın her tarafında nasıl birlikte omuz omuza savaştıysak bu gün de aynı ruh ve imanla geleceğimiz için müşterek düşmana karşı ortak refleksi koymak zorundayız. İşte biz bu inancımızla yaşamazsak tıpkı bir ağaç gibi kökten kopup parçalanırız. Tüm olarak yutamayanalar bizleri esir edip tek tek lokma lokma yutarlar. Ey toplum uyan kendine gel silkin ve FATİH, YAVUZ , KANUNİ, MUSTAFA KEMAL gibi dik dur başını dik tut. Bizim için vatan sevdası ve peygamber ocağı diyerek mehmetçik büyüten, silvandaki silopi de ki annemin odun taşıyan elleri, nasır tutmuş avuçları nasıl kutsal ve öpülmeye değerse, Toros dağlarındaki yörüğün yanık yüzü aynı şefkatle sevilmeye değerdir. Bizde ki mütevazi aşk ve kalbden gelen sevgi nasıl kutsalsa rize deki çayın kokusu, ıspartada gülün kokusu, Diyarbakırda şemmamenin tozu aynı aşkla yutulur koklanır. Bizler aynı şarkılarla oynar aynı türkülerle halay çekeriz.

Değerli arkadaşlar

Bizi biz yapan ortak değerlerimiz kültürel bağlarımız ve sahip olduğumuz inancımızdır. Misakı milli sınırları içersinde tüm bu değerlerle vatan birdir bölünemez. Bölünmeyi sadece ırksal ve sınırsal olarak değil maddi ve manevi tüm değerleri katarak reddediyoruz. Bizim bayrağımız Selahattin Eyyubi ile dalgalanmış medresei Yusufta manası anlaşılmış Fatihlerle destanı yazılmış Mehmetçiklerle de emanet alınmış Gazi Mustafalarla ebediyyete dalgalanmıştır.

Ümid ediyoruz ki 22 temmuz sabahında tüm kalbler gerçeği görecek akıllar aydınlanacak tutulmuş fehimler yeniden hak olanı tutup kaldıracaktır. Ülkemizin her bölgesi için önce ekonomik yatırımlar sonra kültürel ve manevi kardeşlik bağları yeniden güçlü ve bağımsız bir toplumun ayak sesleri olacaktır. Bu ülke başkarım geçiren bir iki gözü kapalı kişilere bırakılacak kadar düşmedi. Diyarbakırda dolaşırken surların yanında yüzlerce işsiz kardeşimi gördüm. Ne var ne yok satmış kapatmışsın ne yapacak benim kardeşim hangi işle meşgul olacak. Sen 5 yılda tek bir fabrika kurmaz elde avuctakini de satarsan oradaki kardeşlerimizi ateşçemberine atmış olursun zaten.Tarım da üreten çiftçi zarar ediyor 2 milyon çiftçi ekmez oldu. Bir takım rakamlarla ekonominin iyi olduğunu söylemek her ne kadar başarı olsada yatırımsız geleceği öngörmeye çalışmak şaşkınlıktan öte geçemez. 400 milyardolara ulaşan bir milli hasıla hala işçiye yüzde 3 zammı öngörüyorsa bu acziyyetin farklı bir ifadesidir. Bu ülkenin sahipleri var bu ülkeninde manevi senaristleri var. Atatürkün çizdiği muasır medeniyyetler seviyesine alnımızın akıyla kimseye esir olmadan çıkacağız. Bunu yeni yatırımlarla, güçlü sanayi hamleleriyle üreterek yapacağız başka çaresi yoktur.

Makalemize başlarken hayattan tatminkar olmak ve haz almakla giriş yaptık. Şahsen asla başkasının boyunduruğu altında bağımsız olmadan ki bağımsızlık benim karakterimdir yaşayamam. ülkeme hizmet etmek bizi mutlu kılan en önemli fiildir. Hangi görüş ideoloji yada fikirden olursak olalım temelde ülke çıkarları milli menfaatler ve hepimizn ortak kazanımları varsa değer verilmeli ortak hareket edilmelidir. Birilerinin kirli tezgahlarında asla şekillenmeyeceğiz. Asla kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız eti tırnaktan ayırtmayacak o acıyı yaşattırmayacağız. Tüm bunları ortak bir bilinç ortak bir çalışma aşkı ve şevkiyle yapmak durumundayız. Bizler bu süreçte milletimize sabır ve sebat tavsiye edecek geleceğimiz için yaptığımız çalışmalarda manevi temennilerini yanımıza almak isteyeceğiz. Artık halkıma verilen narkozun etkisini kırmak ve uyanan herkese yanındakini de uyandırmak sorumluluğunu bağımsızlık ve başı dik olmak benimde karakterimdir diyen tüm kardeşlerime veriyorum. Çıktığımız bu zorlu süreçte yapıalcak seçimin hayır getirmesini temenni ediyor çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Yaşar AVCU

Türkiye Genç Girişimciler Platformu

Genel Başkanı

<