<
Psikoloji Sözlüğü

« Önceki | Sonraki »

23/7/2007

Seçim Analiz Ve Öneriler

Seçim Analiz ve Öneriler

Ülkemiz 22 temmuzda Milli İradesini kullanmış ve sandıktan %46.7 gibi ciddi bir destekle AK Partiyi hem merkeze taşımış hemde güçlendirerek onunla yola devam edeceğini ortaya koymuştur. Şüphesiz milletin takdirini bu yönde olmasını sağlayan ve Menderesden sonra ilk kez oylarını ikinci dönem artıran bir iktidar olarak AK Parti kadrolarını kutlamak gerekir. İktidarın geçen dönemine bakıldığında siyasi ve ekonomik istikrarı, dış politikada ve iç politikada belli sınırları zorlamadan aynen devam etme iradesi bu sonucu doğurmuştur. Her ne olursa olsun gelinen nokta da halkın teveccühünü kazanan bir parti var ortada. Ümid ediyoruz ki yeni dönemde bu gücü en iyi şekilde kullanarak başarılı ve başı dik politikalarla ülkemiz yeni kazanımlar elde eder. Tüm bunların yanında BOP, Diyalog, K Irak, Kıbrıs, AB, ABD müttefikliği, Lübnan, Filistin, İran Yunanistan vb bir çok konuda geçmiş dönemlerde yapılan pasif tutum ve ulusalcı olmayan duruşlarda revize edilecek politiklar söz konusudur. Uzun dönemde belli ülkelerin gizli amaçlı politikalarını görememek o noktada ülke çıkarlarını gözardı etmek hükümetin en büyük hatası olacaktır. Bizim ülkemizin her zaman önce bekası sonra refahı gelir. Biz toplum olarak aç kalmış ancak devlet olma geleneğimizi asker olma azmimizi elden bırakmamış bir milletiz. İç ve dış güçlerin ellerindeki bazı propaganda ve etkileme araçlarıyla nüfuz bir yere kadar devam ettirlir. Foyalar meydana çıkınca hak doğup batıl karanlığa gömülünce kimse vahim hatalara imza atanları kurtaramaz. O nedenle bireysel can makam mal vb tüm ihtiraslar her zaman için ülke menfaatlerine karşı hiçe sayılabilir. Çünkü o makama talip olmak şerefli bir milletin evladına yakışacak doğru duruşu sergilemeyi gerektirecektir. Geçen dönemde tüm bunlarla daha sakin ve yörüngesi belli olan bir ülke görünümü vardı. Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler umarız geçen dönemde bu şekilde uzaktan hoş gelen bir davul sesi gibi değildir. Temennimiz odur ki siyasi duruşu ne olursa olsun ülke menfaatleri için çalışacak bir meclis oluşmuştur.

AK kadroların başarısı yanında diğer partimiz CHP nin varlık gösterememesi oylarında artış yerine düşüş yaşanması Anamuhalefet olma gereğini yerine getiremeyen iktidarın çalışmalarına sağduyulu ve yapıcı öneriler ortaya koyamayan sadece kriz edebiyatıyla ayakta kalmaya çalışan bir siyasi yelpazenin artık çöktüğünü görmekteyiz. Bundan sonraki süreçte muhalefetin gereğini tam olarak yapabilen iktidara karşı muhalefet görevini ordu ve cumhurbaşkanına bırakmayan bir muhalefet görmek zorundayız. Aksi durumda DSPnin katkısıyla %20.5 lik bir oy oranı alan CHP sonraki seçimlerde çok daha vahim bir durumda olabilir. Muhalefet halkın değerlerine karşı tavır alarak kriz edebiyatı yapmak değil iktidarın eksik ve yanlış icraatlerine alternatif çözümler üretmek olmalıdır.

Barajı aşan diğer partimiz MHP oylarını hemen hemen %50 artırarak aslında ciddi bir başarı ortaya koymuşlardır. Bunun anlamı her ne kadar AKP belli konularda başarılı olsada halk onun karşısında dik durabilecek dış politikada onu daha canlı ve dikkatli tutabilecek bir siyasi kanadı meclise taşımıştır. MHP bu süreçte ülke çıkarlarını meclisde doğru yönde tavır alarak koruma gayretinde olur ve başarı sağlarsa bir sonraki seçimlerden yükselerek çıkabilecektir. Aşırı ırkçı tutumlar kafatascı ve ayrımcı politikalar takınması halinde 3 kasımda yaşanan hezimeti tekrar yaşamasına sebep olur. Artık daha birleştirici bütünleştirici merkeze kayan politiklar üreten bir MHP görmek istiyoruz. Bu üç parti yanında DTP nin bağımsızlar olarak meclise taşıdığı 20 üzerinde yeni vekilimz var. 16 yıl aradan sonra parlementoya giren kürd kökenli vekiller diye tabir edilmeleri bana kalırsa çok da doğru bir tutum değildir. Bu gün AKP iktidarında Tarım bakanlığı M Mehdi Eker Dİyarbakırdan, A.Kadir Aksu, H. çelik vb bir çok bakan ve vekil doğu ve güneydoğu bölgelerimizden olan vekillerimiz ve bakanlarımızdır. DTP artık sağduyu ve aklı selimi ön planda tutarak kafatascı politiklardan uzak durmalıdır. Zana gibi ne söylediğini bilmeyen bir tavır ile meclisde vatandaşlarımız adına konuşmaya kalkarlarsa dağdaki teröristlerin meclisteki avukatlığından başka bir durum ortaya çıkmaz. Ve alenen MHP ile zıtlaşarak ülkeye sıkıntı olurlar. Tabi bu sadece MHP nin sorunuda olmaz tüm ülkenin sorunu olur. Yapılması gereken doğu ve güneydoğuda ki kardeşlerimizn vatandaşlarımızn dertlerine tercüman olmaları onlara eğitim iş aş sağlık götürmenin gayretinde olmaları gerekir. Bu onlar için büyük bir fırsattır bu fırsatı doğru kullanmak zorundalar. Tüm bunların yanında vatandaşlarımızda artık sağduylu olmalı ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarar veren ve vermiş olan kişilere karşı doğru tutumu almaları gerekir. Aysel Tuğluk son söyleminde sağduyu ve bilimsel olmaktan bahsetti ve bu anlamda doğru bir tavır alacağının aslında sinyalini verdi. Artık onlarda başları dik belli güçlere karşı tavır almak zorundalar. Terör örgütüne ve öcalana karşı diğer partilerin vasıflandırdığı ve tanımladığı gibi dik duruş sergilemelidirler. Zana gibi resim çizmeyi bırakırda harita çizmeye kalkarlarsa bunun altından çıkamazlar. Gerilim yaratacak tavırlardan uzak sadece üretecek halkımıza yarar sağlayacak içi dolu çalışmalar yapmak zorundadırlar.

Oluşan bu ortamda artık Türkiyemizin yeni meclisiyle kardeşçe birlik ve beraberlik içersinde tekrar tek başına iktidar olma gibi ciddi siyasi istikrarıyla güçlenerek yoluna devam etmesinin sağlanmasıdır. Dış politikada aktif ve başı dik ekonomide üretim ekonomisi ve rantiyeciliği yok eden iç politikada daha çok emniyyet sağlık ve eğitim gibi alanlarda gerekli atılımları yapan bir ülke olmak istiyoruz. Bundan önceki dönemde eksiğiyle hatasıyla yanlışıyla belli bir çizgiyi yakalayan iktidar ümid ediyoruzki hatalarını telafi ederek yoluna daha güçlü bir şekilde devam edecektir. Her ne kadar siyasi yelpazede taraflarını beğenmesede halkımız güzel temennilerle bu meclisin ve iktidarın yanında olmalıdır. Önümüzdeki dönemde onların kaybetmesi halkın kaybetmesi onların kazanması halkın kazanması demek olacaktır. Yapılan seçimin ve oluşan meclisin ülkemize yeni bir dinamizm ve sıçrama hamlesi yapmasını ümid ediyor hayırlı ve başarılı çalışmalar ortaya koymalarını temenni ediyorum.

Yaşar AVCU

www.tuggip.com

4/7/2007

TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR

TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR

Ülkemiz son günlerde çok ciddi bir değişimin çok ciddi bir çalkantının eşiğindedir. Özellikle siyasi alanda meydana gelen sıkıntılar ve sorunlar gelecek açısından kaygı verici bir görüntü arz etmektedir. Tüm bu konjonktürel ortamda Türkiye siyasi istikrarını kaybetmiş bu nedenlede ekonomik sıkıntıların tellalığı yapılmaya başlanmıştır. Özellikle her ne kadar siyasi iktidarı beğenmesede sürekli olumsuzluk senaryoları üretip ülkeyi germeye çalışan habire kriz söylemleriyle adeta psikolojik savaş ilan eden bazı basın ve yayın kuruluşları milletin müreffehiyetini hiçe saymaktadır. Bu gün Türkiyemiz özellikle 2001 şubat krizinden bu güne sürekli iyileşme ve gelişme göstererek ciddi kazanımlar elde etmiştir. Türkiye de faizlerin yüzde yüzleri hatta binleri bulduğu (over nıght) gecelik faizleri varken, enflasyon %80 lerde hatta daha üzerindeyken, ekonomik kırılganlık ve kredibilitemiz vahim bir durumdayken, yabancı sermaye ülkemize adeta yabancıyken ülkemiz 2001 kriziyle dibe vurmuştur. Dibin daha dibi olmadığı için yeni bir proğramla IMF ile anlaşma yapılmış kredibilite sağlanmış ve o günden bu güne belli iyileşmeler ortaya konabilmiştir. Dibe vuran her hareket mutlaka yükselecektir ve yükselmek zorundadır. Son dönemde sağlanan siyasi istikrar ekonomik istikrarı da beraberinde getirmiş dibe vuran ekonomimiz sağlanan yapısal reformlarla birlikte üst noktalara tırmanmıştır. Bu nokta da bir önceki üçlü koalisyonun son dönemde attığı ciddi adımlar ve daha sonra gelen tek başına iktidar süreci doğru devam ettirmiş hem AB hemde kredibilitemizi sağlayan IMF ile doğru politikalar üretilerek çalışmalar sürdürülmüştür. Bununla birlikte dış piyasalarda güven kazanan ülkemiz ciddi yabancı yatırımlar çekmiş, Borsa yükselmiş YTL değer kazanmıştır.

Bu süreç enflasyon oranlarının düşmesine, ihracatımızın artmasına eş güdümlü olarak dışa açık ekonomide ithalatta beraberinde artarak devam etmiştir. Faizlerde meydana gelen düşüşler ülke ekonomisini rahatlatmıştır. Bu gün gelinen nokta da özel sektör borcu artsada kamu borç stoku ciddi anlamda azalmıştır. Tüm bunların ışığında ekonomimiz daha sağlam temeller üzerine oturmaya başlamıştır. Bir ülke de ki özellikle serbest piyasa ekonomilerinde iki temel ekonomi politikası söz konusudur. Birincisi para politikası merkez bankasının çalışma alanına girer. para politikasında temel hedef ülkede fiyat istikrarını sağlamak enflasyon oranlarını kabul edilebilir düzeylerde tutmak ve fazi oranlarının aynı derecede kabul edilebilirliğini sağlamaktır. Merkez Bankamız 2001 öncesinde politika yapıcıların emrinde olduğu için sürekli para basım yeri yani ihtiyaç duyulduğunda darphane olarak kullanıldığı için asıl fonksiyonunu yerine getirememiş ardarda krizler patlak vermiştir. Kemal Dervişin ülkeye en büyük katkısı bana kalırsa MB nı tam bağımsız bir hale getirmesidir. Bu gün tam bağımsız merkez bankası fiyat istikrarı konusunda bağımsız hareket edebilmektedir. ikinci temel politika ise maliye politikasıdır ki devletin özellikle Maliye bakanlığının direktifleriyle maliye politikalarını içeren faaliyetleri kapsar. Ülkede kamu alanında yapılan tüm ekonomik çalışmalar maliye politikasının ürünüdür. Bu bağlamda ülkemizde sağlanan gelişmeler yapısal reformların hayata geçirilmesiyle bu iki alnda doğru politikalar üretilmesiyle kazanılmıştır.

Bu günlerde ülkemizde her nekadar siyasi tutumunu beğenmesekte ülkeyi germeye çalışan kriz çığırtkanlığı yapan bulanık suda balık avlama niyyetinde olanlar var. İktidar ben yaptım oldu mantığıyla hareket ederek bu süreçten nemalanırken muhalefet kriz çığırtkanlığı yaparak ülkeyi germe kaygısıyla nemalanıyor. Bu gün faizlerde meydana gelen %1 lik artışın yıllık ekonomimize maliyeti olarak 2 milyar dolardır. Ülkemizde 6 milyona yakın kredi kullanmış vatandaşımız var. Bıçak sırtında yürüyen ekonomide hassas dengeler bozulduğunda bu insanların nasıl zorda kalacağını siz düşünün. Peki bu kimin cebinden çıkıyor; ne muhalefet nede iktidar; bu halkın cebinden halkın aşından işinden çıkıyor çıkartılıyor. Çok basit kolay bir seçim ilkkez bu kadar sorunlara sebep oluyor. Çankayayı Gül'e emanet edemiyoruz da dışişlerini nasıl emanet edebiliyoruz. Asıl sorulması gereken budur. Süreci krize dönüştürenler gerek iktidar gerek muhalefet bunu çok iyi değerlendirmelilerdi. Kapalı kapılar ardında imza yetkisi olan ülkenin en gizli kritik konularında karar yetkisne sahip birisi 4.5 yıldır bu ülkede imzalar atarken neredeyiz. Kaldıki çankaya daha pasif daha hareket alanı dar bir temsil yeridir. Şüphesiz o makam yol geçen hanı herkesin oturabileceği bir alan değildir ancak daha hassas makamlarda oturanlar orada neden oturamasınlar. Şimdi 367 tartışmalarıyla iptal edilen seçim süreci belkide halkımızn önüne çifte sandıkla getirilecektir. Bu dönemde ciddi propaganda yapan iktidar amacına ulaşırsa arada geçen zaman zarfında ekonomide meydana gelen sıkıntılar nedeniyle işinden aşından olacak kazancından olacak halkımızın vebalini kim ödeyecektir. Ülkemizde sorumsuz ve duyarsız politika yapıcılar istemiyoruz. Biz artık bu ülkede temiz siyaset istiyoruz.

ıÜüTerörün her türlüsü lanetlenmiştir. Hiç bir sorun kanla barutla çözülemez. Özellikle cennet Vatanımızda son günler de birilerinin el altından teşvikleriyle birilerinin kışkırtmalarıyla bir operasyon düşünülmektedir. ancak öyle bir hal aldı ki bu iş davulla zurnayla san ki düğüne gidiliyor. Ülkemizde hedef birliği oluşmamışken sırf seçimlerde belli kesimlerin önünü kesmek için ülkeyi savaşın içine sürükleyenler bunun vebalinden kurtulamazlar. Operasyon yapılacaksa en doğru zamanda ve stratejilerle yapılmalıdır. Ülkemizde ki terör olayını yapanlar belli faaliyetlerle kürt kardeşlerimizide sürece dahil etmeye çalışıyorlar. Kısmende olsa işsiz eğitimsiz kardeşlerimizi kandırabiliyorlar ancak Ermenilerin hedefi için AB ülkelerinin çoğunca destekli bu terör belasına benim halkım prim vermemeli vermeyecektir. Burda yaratılmak istenen kardeş kavgasıdır. Asla bu oyuna gelmeyelim. Misakı Milli sınırları içersinde vatan birdir bölünemez. Bu ülkede ingilizce, almanca derslerinden rahatsızlık duymayanlar kürtçe konuşan kardeşlerimize de aynı saygıyı göstermek zorundadır. Asla kafatasçılık yaparak kardeş kavgasına mahal verilmemelidir. Bu gün hangi ırktan olursanız olun gidin doğu da güneydoğuda sizi kimse aç bırakmaz susuz bırakmaz. Sizi en güzel şekilde ağırlar gerekirse aç kalır yine sizi doyurur. Bu kadar merhametli bu kadar misafirperver bir halka hiç bir mihrak olumsuzluk yükleyemez yükleyemeyecektir. Bizler her yerde aynı şarkıyla oynuyor aynı türkülerle halay çekiyoruz. Bizm gayretimiz her zaman için halkımıza daha çok emniyet, ekonomik kalkınmayla birlikte eğitim götürmek olmalıdır.

Bu ülkenin bireyleri ve gençleri olarak geleceğimizin güvende olmasını istiyoruz. Ülkemizde siyaset gençlerin birilerinin değirmenine su taşıyan yada afiş asan maşa olarak kullanılan pasifize edilmiş kişiler olmasını da kabullenemeyiz. Biz bu nedenle gençlerimizi ilk süreçte siyasete taraf olmaktan uzak olmalarını tavsiye ediyoruz. Gerekli maddi ve manevi alt yapıları oluştuğunda ilerde bireysel tercihleri olarak tabiki normal karşılıyoruz.

Artık toplumun her bireyine düşen en önemli görev içinde bulunduğumuz bil toplumu olma sürecinde; kendimizi en iyi şekilde yetiştirmek kişisel gelişimimizi en üst noktalara taşımak aranan kişi olarak her alanda elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Ülkemizin gerçeklerine asla kulak tıkamayalım sürekli takip edip sürekli kendimize yeni değerler katalım. Bu ülke hepimizn bu gelecek hepimizin. Geleceğimizin aydınlık olması yapılacak seçim ve seçimlerin huzur ve güç getirmesini temenni eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

Türkiye Genç Girişimciler Platformu Başkanı

www.tuggip.com

4/7/2007

TARİHSEL DÜŞ...........

TÜRKİYE ORTADOĞUNUN NERESİNDE; TARİHSEL DÜŞ!

 

Türkiye bulunuğu jeopolitik ve jeostratejik konumu, tarihden aldığı sorumluluk ve kendi içinde bulunan dinamikleri nedeniyle her zaman için dünyanın bir çok bölgesinde ve coğrafyasında meydana gelen olaylardan etkilenmiştir. Şüphesiz bu süreç doğru yönetilemediği dönemlerde ülke sıkıntılar yaşamış bunun sıkıntılarını halkımız müreffehiyetinden ödünler vererek tecrübe etmiştir. Özellikle Atatürk ün Yurtta Sulh cihanda sulh gibi dünyada yankılanan sloganı küresel ve bölgesel bazda çok önemli bir ilke olmasına rağmen 1940 lardan sonra Türkiye nin bölgesi ve dünya için açılımlar üretmesini engellemiştir.Atatürkten sonra gelen liderler bu sözün asıl amacını çözememiş bu şekilde sanki dünyada ne olursa olsun sadece barış sloganıyla hareket edelim ABD, AB, Rusya, İngiltere, Almanya vb bir çok ülkenin ve oluşumun bölgesel çapta oynadığı oyunlara karşı politika üretmeyelim anlayışıyla kendi içine kapalı bir Türkiye ortaya çıkartılmıştır. Bu süreç Menderes hükümetinin Kore ye asker göndermesi ve 1959 AB müracaatiyla kısmende olsa kırılmıştır. 2. Dünya savaşı sonrasında bu gün bir çok açıdan özellikle egede kıta sahanlığı ve Kıbrıs konusunun temeli olan ismet paşanın 12 adayı almaması aslında bu politikanın ne kadar yanlış kullanıldığının apaçık ifadesidir. O dönemlerde başlatılan bir politika aslında bizim bu gün kucağımızda bulduğumuz bir çok sorunu çözebilme imkanı ve olgunluğunu bize verecekti.

Bütün bunların neticesinde bu gün dünya da küreselleşme ABD nin tek kutuplu bir dünya arzusunu tetiklemektedir. Buda kendi hegomenyasında bir dünya isteyen ABD nin ülkelerin içişlerine müdahale ederek seçimlerine oluşturdukları bir takım organlarla müdahale etmesini doğurmuştur. Ülkeler psikolojik bir takım oyunlarla aslında kendi demokratik haklarıyla seçtikleri parlamentoyu belli etkilerle yönlendirilerek perde arkasında demokratik olmayan bir sürecin sonucuna götürülmektedir.Bu sayede dominant güçler bir çok ülkenin içişlerine legal olmayan yollarla aslında müdahale etmektedir. Kendi çıkarları için yıllar öncesinden belli öngörülerle Kissenger, soros vb kişilerin fikirleriyle hareket ederek politikalar üretmekte ülkelerindeki sermayedarların emellerine ışık tutmaktadırlar. Bunu bu gün net bir şekilde bir çok alanda görmekteyiz.

Bütün bunların ötesinde Türkiye gibi tarihte eşine rastlanmamış bir cihan Devletini kurmuş ecdadın torunları olarak bir kısır döngü içersinde kalmamız bize aslında yakışmamaktadır. Zaman zaman birileri bize bunun farklı ülkelerin oyunlarıyla uyutuluyoruz demesi çokta kayda değer gelmemektedir. Şüphesiz tarihten aldığımız dersler kültürel birikim ile bu potansiyel mevcut ancak bu potansiyelin kullanılmaması için birileri belli müdahaleleri yapacaktır. Ama her ne olursa olsun iş bizde bitmektedir. Eğer biz ülkenin tüm karar mekanizmalrıyla ortak bir milli hedef etrafında bütünleşerek hareket eder içimizdeki nifak tohumlarını bertaraf ederek engeller ve bizimde temel felsefe ve misyonumuzu oluşturan ortak çıkarlar noktasında bütünleşebilirsek bizi hiç bir güç engelleyemez. Tribünlere oynayan, oy kavgasıyla didişen vb ayrılıkları derinleştirerek belli noktada bir araya gelemeyen karar mekanizmaları nereye gdeceği belli olmayan kaptansız bir gemi haline getirmektedirler ülkeyi. ABD kalkıp deniz ötesi bir karadan gelerek senin evine müdahale ediyor. Demokrasi naralarıyla akrabalarımızın evine izinsiz giriyor, tarihsel ve kültürel ekonomik ve sosyal bir çok alandan bağlarımız bulunan bu bölgede senin çıkarlarını hatta varlığını tehdit ediyor. Bir takım şer güçleri senin aleyhine besliyor. Bu yıllardır dış politikadaki basiretsiz ve amaçsız, şaşkın bir politikanın ürünüdür. Beğenmediğimiz Ermenistan lobi çalışmalarıyla seni ABD Fransa vb bir çok ülkede köşeye sıkıştırırken sen kalkıp küçük bir oyunla Hepimiz Ermeniyiz diyecek kadar şaşırıyorsun. Ortadoğu denilen bölge aslında bize göre Ortadoğu değildir. Bu bölgeye ingiltereden bakılarak bu söylem üretilmiştir. Burası osmanlı devletinin hakimiyeti altındaki bölgedir. Yani Türkiyede dahil bir çok ülkenin ortak alanıdır. Son gelişmeler artık Türkiyenin üniter yapısı ve ulus devlet anlayışını riske edecek durumları ortaya koymuştur. Devlet olarak belli şeylerin farkındlığını tüm karar mekanizmalarıyla görmeye başladık. Belli süre önce MİT müsteşarı Emre Taner in açıklamaları ve son gelişmeler bunu net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Gelişen ekonomisi, aktif dış politikası ve kendi içinde bütünleşerek her alanda politika ve çözümler üreten dinamik bir Türkiye bölgesinde ağabeylik yapmak zorundadır. Bunun vakti zamanı gelmiş hatta geçmektedir. Bunun için yalnızca kendi potansiyelimizi farkedip o potansiyeli kullanarak harekete geçmek yeterli olacaktır. Aksi takdirde küresel güçler kendi emelleri için bu gün yaptıklarını yarın senin içinde farklı stratejik müttefklik hikayeleriyle yapacaktır. Bor minarallerinin büyük çoğunluğunu oluşturan bir Türkiye neden petrol için vurulan ırak yerine konmak istenmesin. Kurt önce tilkiyi tavşanı yerken bekçi olarak yanında tutar. Tavşan bittimi aç kalan kurt tilkiyi kovalamay başlar. Bütün bilgi beceri hayal gücümüzü kullanarak, tecrübe ve birikimlerimizi kullanarak bölgesel politikalrda söz sahibi olmak için harekete geçmeliyiz. Biz bilinçli bir genç jenerasyonla bu süreci devam ettirecek bu büyük amaç için önümüzü görerek akıllı mantıklı realist önce bireysel gelişim sonra toplumsal değişim için mücadele etmeye devam edeceğiz. Girişimcilik bu bağlamda aslında Güçlü Türkiye nin ayak sesleridir. Her alanda Girişimci Birreylerle Güçlü Türkiye özlemi gerçekleşecektir. Yeterki biz başımızı kaldırıp hangi değerlere sahip olduğumuza bakalım. Güçlü Türkiye için daha çok çalışmak ve çaba sarfetmek azmiyle.

Saygılarımla

Türkiye Genç Girişimciler Platformu Başkanı

Yaşar AVCU

www.tuggip.com

<