<
Psikoloji Sözlüğü

« Önceki | Sonraki »

3/3/2009

Ne Değişti?

Değişim rüzgarları tüm hızıyla esmeye devam ediyor. Öyle bir hızla esiyor ki önüne gelen ne varsa kendi yörüngesine doğru acımasız bir halde  sürüklüyor. Dünya da iyice kökleşen ve adına "küreselleşme" denilen bu çarpık düzen mazlumu her geçen gün daha büyük çıkmazlara doğru sürüklemeye devam ediyor. Bu sürecin dayanılmaz ağırlığını hissedenler çırpındıkça batıyor ve yörüngesini değiştirmeden rüzgarın önüne alıp götürdüğü kum tanecikleri gibi  ordan oraya savruluyor.

Kıymetli dostlar biz her zaman her ahval ve şerait içersinde memleket meseleleriyle yoğrulan bireyler ve kanaat önderleri olarak her zaman toplumun bu günü ve yarını için varız. İnanıyorum ki bu ülkenin evlatları olarak bir çok gönül dostumuz da bu niyyet ve temennilerle çalışmalar yapmaktadır. Üzüldüğümüz nokta ise yıllarca kendi benliği ve karakteriyle özünü iyi bilerek hareket eden samimi saydığımız dostlarımızın bu gün akarsuya kapılan kütükler gibi kendini kaybetmesi ve birer harici bedbahtların kalemşörü haline gelmeleridir. Toplumu uyaracak milleti şahlandıracak olanlar bu topluma yürekten bağlı olan düşünürlerdir. Maddi çıkarlar için özdeğerlerini kaybedenler unutmasınlar ki batan gemide sadece yolcular değil o geminin delinmesine seyirci kalan kaptan ve tayfalarda batarlar. Hazin sona yaklaşıldığında artık herşey çok geç olabilir. Şüphesiz herşeyi arzu ettiğimiz noktaya getiremeyebiliriz ancak en azından onurlu bir mücadele göstererek bu topraklardan emdiğimiz sütün hakkını vermiş oluruz. İçinde bulunduğumuz dönemde beni rahatsız eden okadar çok kalemşör ortaya çıktı ki bunları gönül dostlarımla paylaşmak buradan ve sesimizi ulaştırabildiğimiz bir çok yerden paslanan kalbleri cilalamak amacıdır.Hedefimiz suya kapılıp gidenlerin elinden tutup kurtarabildiğimiz kadarını kurtarmaktır.  

Tüm bunların temelinde  ülkemizde belli süredir uygulanan bir değişim süreci mevcuttur. Belli hedefler belli taktik ve stratejilerle peyderpey uygulanmaktadır. Perde önünde gerçekleşenlerle perde arkasında oynatılanlar çok farklıdır. Bazı kavram ve değerlerin içinin boşaltıldığı uzun vadeli hedefler için basamakların bir bir oluştuğu bir dönemden geçmekteyiz. Özellikle en başta ifade ettiğimiz gibi bazı kalemşörlerle önce toplum zihnen bir hazırlık aşamasına tabi tutuluyor. Belli propaganda araçlarıyla pekiştiriliyor ve adeta narkozlanmış halk olan biteni sadece seyrediyor. Hakikaten anlam vermekte zorlandığımız bir başkalaşım süreci ve bu süreçte de bukalemon gibi renk değiştirenlerin meydanları doldurması. Türkiye hiç olmadığı kadar bir büyük dönüşümün arefesindedir. Bu dönemde üzerine büyük sorumluluklar düşen kanaat önderleri ve karar mekanizmaları gereken hassasiyyet ve özeni bu bağlamda  sorumluluk duygusunu asla kaybetmemelidir. Sürekli uyarıcı ve doğru yöne sevkedici bir konumda olmalı bunun için bir direnç göstermelidir. Rüzgar nerden eserse bizde o yöne döneriz mantığıyla ülkeye verilecek en büyük zarar verilmiş olur. Türkiye tüm bunlarla birlikte süreci doğru yönetir tüm sorumluluk sahiplerinin aklı selim ve sağduyu ile hareket ederek kendi benliğiyle, kararlılıkla ve azimle çalışırsa ciddi kazanımları elde eder. Ne zamanki küresel dominant güçlerin değirmenine su taşıyarak makam koruma gayretlerine girerse ki kuvvetle bu yönde atılımlara şahidiz toplum olarak ciddi sıkıntılara düçar olmamız kaçınılmaz olacaktır. Derdimiz halk işimiz gücümüz halk temel hedefimiz toplumun müreffehiyeti ve devletimizn bekasıdır. Bu vizyon için en büyük dayanağımız hak ve sahip olduğumuz değerlerle dik duruşumuzdur. Ülkemizin önce bekası ve refahı için bütün gayretimizle her fırsatta çalışmalarımızı bu yönde realist bir şekilde sürdürmeliyiz. Halk olarak uyanık olmalı olan bitenlere sadece seyirci kalmamalı sürece katkı sağlayan etkin bir güç olmalıyız.  Sadece oy verip köşemize çekilmek yerine yasalar va belli imkanlar çerçevesinde gerekli sorumluluk ve haklarımızı kullanmak durumundayız. Gündemimizi oluşturan ve belli bir sürede sürekli meşgul edecek olan Sivil Anayasa ümid ediyoruzki büyük bir uzlaşı ortak bir karar alınarak belli makamların uyumlu çalışmalarıyla milletimize kazanım olarak sunulur. Ülkemize belli kılıflar giydirmek isteyenlerin arzularını boşa çıkartmak gerekir. Ekonomiden siyasete toplumsal tüm konularda artık daha olgun bir Türkiye hedef birliği yapmış bir ülke olmak durumundayız.  Ülkemizdeki tüm unsurların ve toplumun kardeşliği her alanda en doğru şekilde uygulanmalıdır. Yine tüm şer odakları ve çıkar grupları tüm gücümüzle ve kararlılığımızla reddedilmeli önlenmelidir. Ümid ediyorum ve öyle inanıyorumki sorumluluk sahipleri bulundukları yerdeki ve işgal ettikleri makamlardaki görevlerini doğru şekilde kullanırlar. Milletin bekası ve müreffehiyeti için doğru şekilde doğru kararlara imza atarlar. Siyasi iktidar ve çiçeği burnunda cumhurbaşkanımız korkulanları milletimize yaşatmazlar. Millet olarakda doğrunun yanında doğru ve dik olmalı yanlışın karşısında kararlı duruşu sergilemeliyiz. Tüm gayretimizle bu süreç için çalışıyoruz gerekli mercilerinde aynı kararlılık ve sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini temenni ediyorum....

10/1/2009

Çocuklar Ölmesin Savaşı Durdurun

TÜGGİP Hareketi Genel Başkanı Yaşar AVCU yaptığı yazılı açıklamada İsrail’in Gazze’de Filistin halkına karşı başlattığı utanç hareketini, katliam savaşını kınayarak, "Savaşı Durdurun Çocuklar Ölmesin" hareketini başlattı. 

 "Hiçbir gerekçe masum vatandaşların özellikle kadın, çocuk ve yaşlıların insafsızca katledilmesine neden gösterilemez,  bu vahşete tanık olanlarında buna sessiz kalması hazmedilemez. Belli süre önce Gazze de demokratik bir seçimle iş başına gelen Hamas iktidarı birkaç fevri olay dışında eski tutumunu değiştirmiş ateşkese uymuştur. Ne yazık ki İsrail ateşkese rağmen ablukayı kaldırmamış Filistin halkını tecrit politikasıyla dünyadan kopartmış kendi savaş hazırlıklarına hız vermiştir. Açıkça ortadadır ki bu savaşı tahrik eden kışkırtan ve Filistin Askerlerini mecbur bırakan İsrail olmuştur. Bu noktada şüphesiz canlı bomba olmak sivil halka zarar verecek eylemler içine girmek de doğru kabul edilemez. Hamas bu noktada ki tutumunda her ne kadar haklı da olsa kendisine Militan dedirtecek davranışlarda asla bulunmamalıdır. Kendi halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini veren Filistin askerlerine bu gün ülkemizde ve dünyada birçok kişi ve grup  terörist  demektedir.  Hamasın çaresiz kalıp yanlışlıkları olsada;  sapanla, soba borusuyla silah yapan askerlere militan demek hem kişilerin akıl tutulmasını hemde tarihden ve gününden habersiz olduğunu bize açıkça göstermektedir. Biz bu tutuma da şiddetle karşı çıkıyor, eleştiri yaparkende fikir üretirkende sağduyunun elden bırakılmamasını istiyoruz. Tarihi çok eskilere uzanan bu savaşta ülkemiz bu gün olmasa da yarın muhakkak taraf olacaktır.
Toplumuzun anlayamadığı bir diğer mesele bu savaşın arefesinde İsrail Başbakanının sn. Erdoğanla bir görüşme yapmış olamsıdır. Bu konu üzerinde art niyetli kimseler elbette negatif yorumlar hainlikle suçlamalar üretecektir. Tüm bunlarla birlikte bu konu üzerinde derin bir sis perdesi ve blirsizlik mevcuttur. Sinsi politikalarla ülkemiz kandırılıyor toplum uyutuluyor ve siyonist hedefler bir bir gerçekleşiyorsa bu vebalin altından ne sn  Erdoğan ne de bir başkaları asla kurtulamaz.  Tarihde yahudi lobilerine bir karış toprağı milyonlarca hazinelere karşı reddeden ecdadımız 2. Abdülhamit bu tutumu karşısında tahtından olmuştur. İnanıyoruz ki kendine onları örnek alan! sn Başbakanda aynı tutumu sergiler. En azından göz boyama taktikleri değilde netice getirecek somut hamleler ortaya koyar.
Savaşa, kana, zulme, adaletsizlik ve insafsızlığa tarihte dil, din, ırk gözetmeksizin karşı duran toplumumuz bundan sonrada elbette sahip olduğu temel değerlerle karşı duracaktır. Ancak bu asla haklı mücadeleyi terk etmek, ülkemize ve belli değerlerle akrabalık bağlarımız olan kardeşlerimize yapılan zulmü alkışlamak ve zalimi desteklemek değil bilakis gerektiğinde yılmadan en sert tepkiyi de göstermek olacaktır. Küresel gerçekleri görerek realist hareket eden bir  gençlik oluşturmak isterken, “Geleneğin Mirasıyla Geleceğin Teknolojisi  Ve Medeniyyetini  Buluşturmak” temel ilke ve prensibimizdir.  Ülkelerin refahı, ekonomik kalkınması, huzur ve istikrarı sadece istihdam oluşturacak alanlar değil geleceği ön görerek politikalar geliştirmekle sağlanacaktır. Biz bu nedenle Dünyada olup biten tüm olayları sosyo ekonomik ve tarihsel bir süzgeçten geçiriyoruz. Tüm bunların temelinde toplumumuz temel olmak üzere vicdani değerleri yitirmemiş toplumların yüreğini sızlatan bu vahşetin  hem ekonomik hemde  tarihsel derinlikleri olduğunu biliyoruz. TÜGGİP Hareketi olarak bir an önce bu savaşın durdurulmasını, çocuk ve masum insanların katledilmesine son verilmesini  istiyor; yapılan bu katliamı nefretle kınıyoruz. Bu konuda hiçbir görüş düşünce ayırdedilmeksizin tüm dostlarımızı destek vermeye çağırıyoruz.

"Savaşı Durdurun Çocuklar Ölmesin"

8/11/2008

Hayat Felsefem

Hayatımda Önem Verdiğim Temel Değerler- Yaşam Felsefem

 

 

1. Kendimi geliştirmeye ve yeni değerler kazanmaya çok önem veririm. Bu bağlamda dünyada olup biten her şeyle ilgilenir, kitaplar okur, çalışmalar yapar ve araştırır; bunlarla birlikte dinlenmek ve eğlenmek için zaman ayırırım.

 

2. Yaratılanı hoş görürüm yaradan ötürü diyerek insanların temel hak ve özgürlüklerine değer veririm. Din, dil, ırk, görüş, düşünce ayırmaksızın; taşıdığım değerlerle insanlara yardımcı olmaktan, yeni ufuklar açmaktan ve onlara hizmet etmekten mutluluk duyarım.

 

3. Değer verdiğim kişileri aklımdan asla çıkartmam; görüş ve yorumlarına sürekli başvururum ve onları ihmal etmem.

 

4. Değiştirilmesi mümkün olmayan şeylere karşı gelmem. Gücümün yetmeyeceği olgularla ve olaylarla daha farklı iletişim yolları kurarak var olan gerçeklikten yararlanmaya gayret ederim.

 

5. Sürekli yeni kazanımlar ve artı değerler için gayret sarf ederim. Maddiyata önem vermem, muhtaç olmayacak kadar var olmasının tatmin edeceği gibi daha önemli şeylerin var olduğunu yüreğimde hissederim.

 

6. Her durumda pozitif tutumlar geliştirmeye çalışırım, sahip olduğum birikim, güven ve kendime saygı duygusuyla sorunları izler, fırsata dönüştürmeyi denerim.

 

7. İyi bir aile babası olmak için gayret ediyor, kendimi sürekli bu noktada geliştiriyorum. Biliyorum ki bir aile babası olduğumda eşime, çocuklarıma, çevreme, ülkeme ve dünyaya karşı ek bir sorumluluk üstlenmiş olacağım.

 

8. Temel hedefim sürekli gelişmek ve geliştirmek, değişmek ve değiştirmektir.

 

9. Allah’a inanıyor ve ona layık olmaya çalışıyorum. Ona güveniyor ve yardımını istiyorum. Bana verdikleri karşısında, sahip olduğum değerleri sürekli geliştiriyor, hayatımda samimiyetle uyguluyor ve uyguladıklarımı başkalarının da yararlanması için insanlara sunmaya çalışıyorum. Bu şekilde ona şükrediyor, bana verdiklerine karşılık hizmet yolu ile ona borcumu ödemek istiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8/11/2008

Kendini Tanıma ve Mutlu Olma Yolculuğu

Kendini Tanıma ve Mutlu Olma Yolculuğu

 

 

Her ne kadar kitaplar yazılacak, hikâyeler anlatılacak çok uzun bir hayat tecrübem olmasa da; hayatımın bu güne kadar ki kısmının büyük çoğunluğunu insanları gözlemleyip onları tanımaya çalışmakla geçirdim. Anadolu’nun şirin olmakla beraber bir o kadar da yeni ili olan Aksaray’ın “ilk duyanlara herkesin bekar olduğu sanılan ancak adını Bekar Sultan Türbesinden alan” Bekarlar Kasabası’nda başlayan hayat mücadelem 3 yaşından sonra İstanbul’a göç ederek yeni bir sürece girmişti. Elbette bir ‘’Yörük’’ çocuğu olmakla memleketin her evladı gibi Anadolu’nun öz değerleriyle şekillenen kültürümüz kişiliğimizin de adeta mayasını oluşturdu. Ecdadımızdan gelen misafirperverlik aşkı ve insanlarla iç içe olup aktif bir yaşam tarzı bu güne kadar ki tecrübelerimizi sürekli perçinledi. Bütün çalışmalarımı milletimizi oluşturan her ferdin taşıdığı değerlerin hamuru olan ruh ve kültürle yapma gayretindeyim. Bu bağlamda gördüklerimden, dinlediklerimden yaşadıklarımdan ve okuduğum birçok alandaki kitaplardan yola çıkarak çalışmalarımı şekillendirdim. İçimdeki ülke sevdasının vermiş olduğu feyizle Türkiye’mizin birçok ilini, ilçesini, köyünü ziyaret ederek milletimizle kucaklaşmanın eşsiz hazzını tattım. Çıktığım bu yolculukta tüm çalışmalarımı birebir hayatın içinden gerçekleri yaşayarak, anlayarak, dinleyerek ve tecrübe ederek yapıyorum.

 

Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünürken kimse kendini değiştirmeyi düşünmez. “Yeni iyi ve güzelse al, eski kötü ve çirkinse at” anlayışıyla hareket ederek her geçen gün kendimi geliştirmenin mutluluğunu yaşarken, gönül dostlarıma da bu çıkılan yolculuğun mihenk taşlarını tavsiyelerle anlatmak istedim.

Tüm bunların temelinde şunu biliyorum ki insanı hayata bağlayan çok şey vardır. Hayata anlam katabilen yalnız insandır. O halde insanın kendi durumunu en iyi şekilde kendisi değerlendirebilir. Bu yolda olan bir insan sağlıklı bir bedene, iyi analiz eden bir zihne ve huzurlu bir ruh haline sahiptir. Bu kişi hayatın içinde zayıf yanlarını sürekli azaltır, güçlü yanlarını sürekli geliştirir.

Evliliğinde, iş hayatında, işletmesinde ve bulunduğu toplumda kaliteyi yükseltmek isteyen kimse öncelikle kendi bilincini yükselterek işe başlamalı. Bir sorunla karşılaştığı zaman değişik yorumlarla zaman öldürmek yerine sorunu çözmeye odaklanmalıdır. Bu şekilde içindeki güçleri harekete geçirerek hayata karşı coşkulu bir hale gelmiş olur. Zaten bütün büyük başarılar coşkuyla çarpan bir kalbin ürünüdür. İnsan istediği duyguları yaşamak istiyorsa, kendini kontrol edemeyeceği dış olayların merhametine bırakmamalıdır. Kendine hakim olup; duygu, düşünce ve davranışlarına hakim olursa mutlu olur.

İnsanoğlu kendi varlığının yapısı ve işleyişi hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Bir otonun bir vapurun yönetimini çok iyi bilen insan, ne yazık ki kendini yönetmeyi yeterince bilmiyor. Özellikle duygusal ve ruhsal yönden kendi kendine yabancı; bu nedende kendi dışındaki güç kaynaklarına esir oluyor. Kendi, iç hazinesini tanıyabilse bu yola sapmayıp kendi yolunda ilerleyecek. Hayatını kendi korkularının yönetmesine izin vermeyecek, kendi varlığını geliştirmek için mücadele edecektir. Şairin sözünde olduğu gibi “hoşça bak kendine ki, sen âlemin özüsün” sözünün anlamı çok manidardır.

İnsanoğlu duygularını çok iyi tanımış olsa, doktorlar ve psikologlarla uğraşan kişi sayısı azalırdı. Böylece depresyonu değil mutluluğu seçerlerdi. Duygularını iyi tanıyan kimse; anlaşmazlıklar, çelişkiler, kaygılar, ölüm, kazalar, yaşlanmak gibi birçok hayatın olumsuz anlarında duygularını kontrol edebilir ve olası bir mutsuzluğun, depresyonun önüne geçebilir. Bir mutluluk kapısı kapandığında ötekisi açılır. Oysa çoğu kez dikkatimizi öylesine kapanan kapıya odaklamışızdır ki bizim için açılan yeni kapıyı fark etmemişizdir bile. Eğer dikkatimizi yeni açılan kapıya odaklarsak, hayatın önüne geçemediği olumsuz şartlarına daha güçlü bir duruş sergileyebiliriz. Nasıl ki Mevlana duyguları bir ata benzetiyor; ata binmiş kişi, dizginleri bırakırsa atın onu nereye götüreceğini bilmez. Attan inerse o zamanda yoluna gidemez. Bütün bunların orta noktasını bu kendini bilme yolculuğunda bulabiliriz.

Her insan hayatın anlamını kendi vicdanında aramalıdır. Bu anlam görünmeyen harflerle insanın kalbine yazılmıştır. Bunu anlamak için insana ‘’oku ve kendini bil’’ öğüdü verilmiştir. Allah değersiz hiçbir şey yaratmamıştır. Yetenekler ve potansiyel insanın içinde kalsın diye verilmemiştir. Bu büyük kudretin vermiş olduğu potansiyeli sürekli geliştirmek ve başkalarıyla paylaşmak için var olduk. Öyleyse bize emanet edilen bu potansiyeli ortaya çıkartmak için sorumluyuz. Aklımızı bilinçli şekilde kullanarak kendimize doğru içsel yolculuğa çıkalım. Hayatın bir anlamı ve amacı olduğuna inananlar için bu yolculuk çok keyiflidir. Bu yol hayatınızı daha anlamlı kılacak bir yoldur. Hazırsınız bu “kendini tanıma ve mutlu olma” yolculuğuna birlikte çıkmaya ne dersiniz?

 

TÜGGİP Hareketi  GENEL BAŞKANI

Yaşar AVCU

 

 

 

5/11/2007

Ahmedin Oğlu Mehmed

         Ahmedin Oğlu Mehmedim

 

Bir mehmedin özlemi var hayallerimde

Bir şehid huzuru var ruhumda

Bende Ahmedin oğlu Mehmedim

Bayrağın en beyazında kan kırmızısındayım

 

Malazgirtte başlamış kudsi bir cihad

Tek gayeleri huzur, Allah birdir ehad

Viyanaya kadar uzanmış bu mübarek had

Şimdi hep zulum var, ey zalimler yerin dibine bat!

 

Sırlar dolu dünyamızda farklıyız biz

Türk yurdu orta asyadan gelen Alparslanız biz

Söğüte çınar diken Edebaliyiz

Çanakkalede şahlanan Seyyidiz biz

 

İçimde bir uhde kaldı ezelden

Mukaddesat emanetimdir ceddimden

Parçalansa bedenim geçsemde kendimden

Asla bir nebze dahi alamaycaklar ceddimin emanetinden

 

Dünya karışmış zalimler azmış

Barutlar patlıyor kanlar karışmış

Alemin en mukaddesine silahlar sıkılmış

Hey hat bu gün kudüse kan bulaşmış

 

Bir gerçek var hala aynı ruhda aynı yerdeyiz

Varolduğumuzdan beri Mustafayız Mehmediz

Bu inançla zalimi elbet zulmü yeneriz

Olsada harici ve dahili bedbahtlar biz hep Mehmediz

 

Yolumuzdan dönmeyeceğiz kalsakda tek

Bu millet olacak her dem tek yürek

Bükemeyecek zalim güçlü bir bilek

Şehit kanlarıyla sulanmış manevi bir emek

 

Bu gün vatanım içinde hainler dolaşıyor

İyi kötü farksız birbirine karışıyor

Kurdukları tuzaklara millet alışıyor

Ümidinizi yitirmeyin mehmedler yaşıyor

 

Şehidim ölü değilsin mevla buyurdu

O mübarek makamı yüce rasül duyurdu

İlelebet payidar kalacak bu yurdu

Her zaman Ahmedin oğlu Mehmed korudu

 

Koruyacak elbet sona ana kadar

Parçalanıp beden son damla kan akana kadar

Asla düşmeyecek kale dalgalanacak hilal

Yeryüzünden son Ahmed ayrılana kadar

 

 

           Yaşar AVCU

   TÜGGİP Genel Başkanı

              Şiirlerim

 

 

 

 

 

3/11/2007

Ne Haldesin İstanbul

         Ne Haldesin İstanbul

 

Ruyalarımda bir şehir raksediyor

Yakıyor benliğimi kendine hayran ediyor

Fatihler, Ulubatlı Hasanlar feryad ediyor

Senmisin istanbul şimdi ne haldesin

 

Mazinde bereket var rahmet var

Şimdi hey hat sokaklarında yas var

Surların yıkılmış boğazında zincir var

Ağlıyor Akşemseddin gözlerinde yaş var

 

Öyle bir şehir ki belde-i tayyib

Nerde Molla Gürani şimdi oda gayyib

Ruhlar mutsuz bedenler çaresiz ibadet zahmet

Haritanın tek beyazı şimdi Karacaahmet

 

Buhranlar oluşmuş kokuşmuş sokaklar

Her mabed arkasında günahlar saklar

Bu şehri gayri meccanen rahmetin aklar

Mücella dilekler göz yaşlarıyla o anı bekler

 

Bu günlerde dolmabahçe bir başka yasta

Ayasofya camii hüzünlü gözleri yaşta

Eyvah doğrul da bak herşey başka başka

Senmisin istanbul şimdi ne haldesin

 

Boğazda belirsizliğe doğru hüzünlü bir akış

Mavilikler bulanmış sularında akan kan

Dalgalarında yalnız nurlu bir köpük var maziden kalan

Tepeler yasta çamlıcada hüzünlü bir bekleyiş var

 

Mevlanın Ahmedi Alemlerin rahmeti

Müjdelemişti o eşsiz ilahi fethi

Memnunmu şimdi Fethin Mehmedi

Senmisin İstanbul şimdi ne haldesin

 

Nerede alemlere ışık saçan medreseler

İlimsiz irfansız kaldı nesil sokaklarda serseriler

Millet özlemle yeniden asımın neslini bekler

Hey hatki tarihinden bihaber zihinler

 

Surların nazarında yalnız bir ışık kaldı

Şimdi son kaleyi Süleyman aldı

Kanuni tarihin en doruğunda viyanada kaldı

Ümitlen istanbul vazifeyi Kemaller Ahmedler aldı

 

Tüm özleminle diril artık İstanbul

Mavi kanınla surlarda yeni bir hayat bul

Elbet olacak destekçin mübarek bir kul

Ben ümitliyim ya sen ne haldesin İstanbul

 

 

       Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

          şiirlerim

 

 

 

 

 

 

 

28/10/2007

Kırılma Noktası

Kırılma Noktası; Zafere Az Kaldı

Ecdadımız çadırlarını sırtlanların geçiş mekanına kurmuş diye veciz bir ifadeyi kullanan Ulu Hakan Cennet Mekan 2. Abdülhamit Han adeta ülkemizn konumunu nokta atışıyla tarif etmiştir. Türkiye bu gün itibariyle Osmanlı Devletinden aldığı mirasla tüm dünyanın gözünü kamaştıran iştahını kabartan çok stratejik bir noktadadadır. Bu haliyle asırlardır olduğu gibi bundan sonrada komplolar tuzaklar sinsi emeller istikraz politikaları tüm şiddetiyle devam edecektir. Hatırlayın Devleti Ali Osmaniye nasıl çökertildi hangi kirli emeller sinsice yıllarca nasıl nifak tohumlarını ekerek bir bir hedeflkerine ulaştı. Bu gün aynı tezgahlarla aynı planlar uygulanmaktadır. Türkiye adeta yeni bir kırılma noktasında çıkış aramaktadır. İki kardeş kavim arasına nifaklar sokularak stratejik öneme sahip bir bölge kana boyanıp vampirlerini dişleri için yumuşatılmaya çalışılmaktadır. Bir çok yazımızda bir çok makalemizde konferans ve toplantılarımızda bunlara özellikle son yıllarda değindik bu hazin sona gelişimizi ifade ettik. Kıymetli arkadaşlarım üzülerek ifade etmek isterimki zaman bizi haklı çıkardı ve son raddeye geldik. Kimse bu günün şu an oluşan bir kaos ortamı olduğunu söylemesin. Köşelerimizden ulaşabildiğimiz her yerden topluma gençliğe ve karar mekanizmalarına çok sancılı bir sürecin içersinde olduğumuzu belirttik. Ne yazıkki sakalımız olmadığı için dinlemesi gerekenlere dinletemedik. Bizlerin görebildiğini nasıl olurda onlar göremez.

Ülkemiz son günlerde şehitlerimizin yasını tutyor içlerindeki üzüntüyü net ve kararlı bir şekilde tüm son olsun naralarıyla dışarı vuruyor. Şüphesiz haklılar ve bu onurlu duruşları dosta güven düşmana korku salmalıdır. Ancak sorun bu değil sorun sanki birileri istemezmiş gibi gözüksede ülkeyi derin bir kaos ortamına sürüklemeye çalışmalarıdır. pkk sorunu ülke gündemini etkiliyor kararlar ona göre alınıyor millet onla yatıp onla kalkıyor. Sanki psikolojik harp uygulanarak topluma nifak tohumları ekiliyor. Batının özellikle son yüzyılda uyguladığı en büyük taktik budur. Biz bu yıl 200 e yakın şehit verdik. Neden şimdiye kadar hepimiz mehmet olmadık neden şimdiye kadar bu tepkiler bu denli dillendirilmedi. Bir hrant öldü herkes Taksimde bin- dink oldu. Neden binlerce kardeşimiz Ahmedimiz şehit olunca 70 milyon Mehmed olamadı. Bizim gördüklerimizi siyaset yapıcılar görmedilermi. Şimdi hangi vatanperver duyguları geliştide nara atmaya başladılar.

ABD nin içine düştüğü bataklık onları yerin dibine gömerken yanlarına Kore de olduğu gibi bataklıktan çıkartacak bir yandaşa ihtiyaçları mı oldu. Her nekadar ABD karşıyız desede zaman bunu ortaya çıkartacakki bu durumu biz istiyoruz diye değil ABD arzu ediyor diye siyonist emellere hizmet için yapıyor gibiyiz. Şu asla gözardı edilmemelidir ki ermeni soyu yahudi kuklası pkk asla ben müslümanım ahmedim mehmedim diyen bir kürd kardeşimin temsilcisi olamaz. pkkyı temsilcisi gören kim varsa hangi dine mensup olduğunu söylerse söylesin o kişinin bu ülkede işi yoktur görüldüğü yerde başı ezilmelidir. Selahattin eyyübinin torunlarını fatihin torunlarını hiçbir güç hiçbir kudret birbirine düşüremez. 30 yıldır uğraşıyorlar ama bu son çırpınışları artık.

Bazı kalemşörler de çıkıp demokrasiyle siyaset ve diyalogla sorunu çözelim deme küstahlığını gösteriyorlar. Bu ülkede Türk kökenlilerin tüm hakları kürd kardeşlerimizede verilmiştir. İsteyen cumhurbaşkanı dahi olmuştur. Kalkıp pkk teröristleriyle hangi diyaloğu geliştireceğiz kim ki onlar kimin temsilcisiymiş islamla alakası olmayan insanlıktan nasibi olmayan vampirler. O hainler artık doğu ve güneydoğudaki kardeşlerimizden ellerini çeksinler. Daha seçimin hemen arkasından DTP yi de uyarmıştık şimdi kalkıp pkkyı terörist olarak görürsek halka anlatamayız diyorlar bu nasıl bir anlayıştır. Sen bu ülkenin ekmeğini yiyorsun vergilerinden maaşını alıyorsun o mehmedin kanı üzerine basıyorsun hiçmi vicdanın sızlamıyor için burkulmuyor.

Artık kırılma noktasındayız ya bu işi kökünden çözeceğiz ya çözeceğiz. En çok dikkat etmemiz gereken husus ise adeta şeytan üçgenine çekilmeye çalışılan Türkiye sağduyu aklı selim ve soğukkanlılığı kullanarak akıllı stratejiler geliştirmelidir. Bu güne kadar uyuyan hükümetimiz bari bu konuda akıllı hareket etsin. Tüm stratejik noktaları kaleleri kaybettikten sonra şimdi kalkıp bize akıl vermesinler demenin hiçbir manası yoktur. Türkiye kaynayan kazanın içersine girerse istikrarını kaybedecek derin yaralar alacaktır. K Irak içlerine girmemiz sorunu belkide çözmeyecek derinleştirecektir. Gidilecek kampların başına ikişer ABD askeri konulsa hiçbir şey yapılamadan geri dönülecektir. Olan vereceğimiz maddi ve manevi kayıptan ibaret kalacaktır. ABd ve israilin temel hedefi zaten arzu mevud sınırları içersinde kukla bir federetif yapıyla sinsi planlarını işletmek. Birisi 1850lerden beri bölgedeki siyah altının peşinde diğeri 2500 yıllık gizli yeminin peşinde. Burda kullanılmak istenense masum fakir düçar kardeşlerimizdir. İnşallah uyanacaklar onların kuklası olmayacaklar satılmışlara gereken dersi vereceklerdir. Böl parçala yut hedefini boğazlarına tıkayacaklar onlara bu bölgede yaşam hakkı tanımayacakalardır.

Ey!

Ertuğrul gazinin yiğitleri, Selahattin Eyyubinin torunları;

Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.
Tasalanma
yın; zaman bizden yanadır
Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır
Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim


Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim,
mücella zaferimize az kaldı..........

Ümid ediyoruz ki süreç doğru stratejilerle işletilecek bu derin kaostan en az zaiyatla çıkacağız. Allah kardeş halkımıza, bu vatanın evlatlarına zeval vermesin. Her daim ezelde olduğu gibi ebede kadar yar ve yardımcımız olsun...

11/8/2007

AMİRAL GEMİSİ TÜRKİYE

BİR AMİRAL GEMİSİ; TÜRKİYE

Yine bir dalganın arefesindeyiz; amiral gemisi limana ulaşmak için sessiz sessiz yol alırken uçsuz bucaksız denizlerde önüne geçmek isteyen yolundan döndürmek isteyen hırçın dalgaların arefesindeyiz. Geminin kaptanı şaşkın tayfalar şaşkın yolcular da necip ve mümtaz hiçbir şeyden haberdar değiller.

Kıymetli dostlar 1071 Malazgirtle başlayan Anadolu maceramız 1299 da Şeyh Edebalinin tasarrufuyla Osman Beyin fıtratına işleyerek yeni bir boyut kazanmıştı. Milletimizi vareden bu maddi ve manevi buluşma taki 1923 yılına kadar dünya ya nam salarak asırlarca eşi benzeri bulunamayacak bir kudretle varlığını devam ettirdi. 1923 den de ilelebet payidar kalacak kökleriyle geleceğe ve insanlığa ışık olacak bir dirilişe imza attık. Osmanlı milletini oluşturan bütün unsurlar hakça adaleti ve hukuku bütün teferruatı ve gerçekliğiyle sadece ve en son orada yaşadılar. Modern Türkiye'nin kuruluşuyla da Gazi Mustafa Kemal'in ülke için hazırladığı dönüşüm politikalarıyla ve genç Cumhuriyetle yeni bir hamle başlatmıştık. Ancak geldiğimiz nokta bütün bu mukaddesatı Mustafa Kemali, Abdulhamitleri, Muratları, Fatihleri şehitleri vb ne kadar emek varsa üzüyor gibiyiz.

Şüphesiz insanlığın varlığı başından beri hep mücadeleyle süregelmiştir. İyi karşısında kötü güzel karşısında çirkin doğru karşısında yanlış hep at başı yarışarak gelmiştir. Bütün bunların ortasında insan iradesi ve seçim hakkı.

Bu gün ülkemizde millet iradesi gerçekten sağlanabilmişmidir. Herşey demokratik sistem dediğimiz seçimlerlemi yürümektedir. Halkın perde önünde seyrettiği film ile perde arkasında oynatılan senaryo aynımıdır.

Değerli dostlar hakikaten yıllardır bilinmeyen gizli yönelimler gerçek niyyeti saklı tutulan şeker gösterilip zehir sunulan hamleler. Ülkemizin en önemli müttefiki ve stratejik ortağı diye adlandırılan bir devlet hala Lozan Antlaşmasını kabul etmemiştir. Biz seçim yapıyoruz seçilenler aslında seçmek istediğimiz kişilermi. Yada seçilmeden öncesiyle seçildikten sonra neden fark var. Değişiyorlarmı değiştiriliyorlarmı.......

Cumhurbaşkanlığı için kilitlenen gündemimiz de Abdullah Gül için üretilen senaryolar mağduriyyeti vb yorumlar her yönden yapılıyor. Dünya görüşü ne olursa olsun bu ülkede yıllardır bakanlık yapan, dış işlerinde en krtik imzaları atan biri neden reisi cumhur olamıyor. Şener neden vekil olmadı Gül olmadı Şener verelim senaryosunun farklı bir versiyonumu 1 sandalye kaybetmemek için uygulanmış olabilirmi. Bakalım halkmı kandırıldı yoksa Abdullah Gülmü fedakar, Başbakanımız mı hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyor yda A. Şener mi siyasetten isteyerek ve ılımlı kominist olarak çekildi hep birlikte göreceğiz.

Yapmaya çalıştığımız tahlil hakikaten geçmişin kudretiyle bu gün bize yakışan yakışmayan gizli açık her ne varsa yapılanlarla ilgildir. Özellikle çok partili düzene geçtiğimiz günden beri bakıldığında bir arpa boyu yol katedilememiştir. Halbuki aynı millet koskoca bir devletin yıkılmasından hemen sonra dinamik ve güçlü Türkiye Cumhuriyetini kurmuş büyük hamlelere imza atmıştır. Daha sonraki süreçte her 10-20 yada daha kısa sürelerde askeri darbeler, krizler, çatışmalar ve kavgalar. Bakıldığında sanki gizli bir el bu ülkede bir hamle yapıldığında önüne geçmek için hemen bir senaryoyu oynatmaya başlıyor. Şüphesiz bu tür konularda belli polyanacılıklar oynanmaktadır belli hikayeler anlatılmaktadır. Ancak biz bu noktada daha realist olmamız gerektiğini ifade etmek isterim.

Türkiye 28 şubat sürecinden sonra bir dönüşüm hareketinin içersine çekilmiştir. O süreçten sonra toplum üzerinde meydana getirilen tüm etki ve nufuz aslında uzun vadelei belli çalışmaların habercisidir. ABD 11 eylülü, Afganistan, ırak sırada İran vb ortadoğu üzerindeki sınırlara bulundukları yerden cetvelle müdahale imkanı tanımak için yapılan farklı bir hamledir. Sürec iyi tahlil edildiğinde yakın dönemlerde Türkiye döviz krizine girerek IMF ile anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Hatırlayın psikolijik olarak Türkiye ekonomik ve sosyal yönden ne kadar karmaşık bir yapıya sokulmuştur. Ve neticede 3 kasım seçimleriyle tek başına iktidar olan bir parti. Hemen arkasında bu gücün sahibi olması gereken İktidar olduk ama Muktedir olamadık diyerek açıkça acziyyetini ortaya koymuştur. Netice de evet ülkede son yıllarda bir suni istikrar sağlanmıştır. Perde arkasında ki işletilen senaryo iyi analiz edilirse ABD ile dış politika AB ile iç politika IMF ile de ekonomik politikalar uygulandığını görmek kaçınılmazdır. Değerli dostlar bu dönüşümün ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Bu dönüşüm iktidarlar üstü bir çalışma iç ve dış güçler ülkemize kendi projelerine göre yeni bir konumlama getirmek arzusundadır. Bunun bir ayağı BOP diğer ayağı Diyalog sürecidir.

Makalemize tarihsel bir sezenişle başlamamızın nedeni kim olduğumuza vurgu yapıp nerde olduğumuzu acı bir şekilde göstermek içindir. Belki bazı dostlar biraz insaf dışı olduğunu söyleyebilirler. Ancak ekonomik olarak iyi durumda olduğumuzu söyleyenler şunu iyi bilsinler ki eğer küresel oyuncular sıcak parayla Cari Açığın kapandığı bir Türkiyeyi terkederse bir gecede bu ülke ekonomisi ters düz olur. İnanın suni istikrar bir anda yok olur ve eskisinden daha büyük tahribata neden olur. Artık satacak mal kalmadı köprüler ve yollar ilerde göreceğiz barajlar ve toprak satış sınırlamalarıda kaldırılacak. Özelleştirme karşıtı değiliz içinde bulunulan dönemde tabiki özelleştirme yapılacak ancak sırf babalar gibi satmak için değil gelecek öngörüsü yapılarak. Küresel rüzgarlar bize doğru esiyor bakalım aşırı değerli YTL ile nereye kadar yada ruzgarlarda yağmur gibi nereye kadar idare edecek.....

Bütün bunlar iyi analiz edildiğinde Türkiye bir okyanusta kendini bekleyen fırtınaların farkında değildir. Halkım necip ve mümtaz istenilen yönde hareket ettiriliyor. Şüphesiz toplumun bütün bunları bilmesi bütün bunlar üzerinde düşünmesi zaman harcaması imkansızdır. Ancak burada toplumun kanaat önderleri ve fikir adamları üzerinde ciddi bir vebal vardır. Görev onlarındır topluma ilerde bir sıkıntı gelecekse bu günden keşfedip adeta geleceği öngörüp gerçekleşmesede toplumu uyarmalı hazırlamalıdır. Bu noktada da ne yazıkki iç ve dış güçlerin kalemşörleri derin bir uyku ve gaflet içersinde onlara hizmet etmektedirler. Kadere yürekten inanmış bir vatanın evlatları ölümden korkmazlar, Sevrle bize tabut biçmek isteyenlere karşı Gazi M. Kemalin dirilişini ve milletin ruhunu uyandırmasını hatırlasınlar.

Artık toplumsal bilinç bu yönde oluşturulmalıdır. Bizimle ilişki kurmak isteyenler ekonomik ve sosyal askeri ve kültürel tüm ilişkiler iyi niyyet ve samimiyyet temelinde yürütülmelidir. Ülkemiz de etnik ve dinsel bölünmeye sloganlarla oyalanmaya habire kendi aramızda çatışmalar çıkartılmasına artık izin vermemeliyiz. Birlik bütünlük ve kardeşlik içersinde ülkemiznin ekonomik ve sosyal müreffehiyeti için çalışmak durumundayız. Her türlü görüş öneri ve fikre saygı duyup Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğü noktasında ortak paydada buluşup gelecek için dayanışma yapılmalıdır. Türkiye de geleceği oluşturacak genç nesiller her noktada ülkesini bölgesini dünyayı çok iyi tanımalı her alanda daha sosyal ve girişimcilik ruhuyla yetiştirilmelidir. Aksi takdirde ne olduğundan habersiz bir topluluk ilk fırsatta kullanılmaya müsait olacaktır ve bu ülke olarak gelecekte en büyük zaafınız olabilir.

Ümid ediyorum ve en kalbi duygularla temenni ediyorum ki ülkemiz bütün unsurlarıyla tarihde meydana getirdiği gücü her dönemde yine oluşturacak kudrete sahiptir. Bu noktda çatışma yerine dayanışma anlayışı slogan değil çözüm önerileri ve kendi içersinde birlik beraberlik noktasında kaynaşmımş bir topluluk tüm sıkıntılara göğüs gerebilecek bir yapıda olacaktır. Bu süreç daha müreffeh bir Türkiye için olmazsa olmaz hedef olmalıdır.

Asla unutulmamalıdır ki insanlar her zaman için değişmeyecek gerçek olarak "nasıl yaşarlarsa öyle idare olunurlar" bize düşende gerçekten hep özeleştirel bir yapıda olup istediğimiz gibi idare yapısını haketme gayretinde olmalıyız.

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

http://yasaravcu2023.blogcu.com

www.tuggip.com

5/8/2007

DEMOKRATİK TÜRKİYE

         Demokratik Türkiye

Terminolojide irdelendiği zaman her kavramın "efradını cami ağyarını mani" bir anlamı vardır. Şüphesiz olması gereken de budur.

Ne yazık ki ülkemizde kavramlar öyle esnetiliyor öyle istenildiği gibi kullanılıyor ki bu ülkede herkes kendi çıkarı doğrultusunda kendi vasıflandırmalarıyla hareket ediyor. İstediği kavramı lastik gibi kendi değirmeni için rahatça eğip büküyor. Demokrasi, Laiklik gibi kavramları ithal ettiğimiz günden beri hala gerçek demokrasi yada gerçek laiklik nedir kimse bilmiyor. Bilenler de ya işine geldiği gibi kullanıyor yada bir çok nedenle farklı anlamlarda ısrar ediyor.

Bir hasta düşünün ciddi bir sıkıntısı var doktorlar hastalığa doğru teşhisi koymuşlar ancak doğru ilaçlar ve doğru yöntemlerle hastalığı gidermeye çalışmıyorlar. Uyguladıkları yöntemler tamamen alakasız ve gereksiz. Böyle bir durumda siz ne kadar da hastalığı teşhis ederseniz edin doğru yöntemlerle tedavi yapmıyorsanız hastayı iyileştiremezsiniz. Hastalık zamanla kronikleşir ve hasta bir daha ayağa kalkamaz.

İşte ne yazıkki ülkemizde yıllardır çare diye çözüm diye ortaya konulan bir çok şey hastalığın giderilmesine yaramıyor yardımcı olmuyor. Demokrasiyle çözmeye çalıştığımız bir çok şey sürekli yeni dertler açıyor başımıza. Halbuki ülkemizde demokrasi diye bir kavram yokken biz herşeyi daha demokratik yollarla çözümleyebiliyorduk. Din, dil, ırk ve renk gibi ayrımlar yapmadan herkese Anadolu Hoşgörüsü diye adlandırdığımız bir kavramla eşit mesafede durabiliyorduk. Fatih gibi bir sultanın kolunun kesilmesine dahi hak ortaya çıktığında karar aldırabiliyorduk. İşte Adalet işte Demokrasi işte Laiklik tüm bunlar zaten bizde mevcuttu.

AB sürekli daha demokratik Türkiye derken kendileri bir çok kusurlarını görmüyorlar. Biz asırlarca bizi yöneten bu gün dahi bu topraklarda yaşamamızı sağlayan vesile olan Osmanlı Sultanlarını topraklarımızdan kovduk. Yeni devletimizde sultanlığa ve hilafete yer yok bu nedenle sizede yer yok dedik. Yani 90 yıl önce demokrasi ve yeni rejim adına bunu yaptık ama bize demokrasi diyenler habire kavramlar üzerinden kriz çıkartmaya çalışanlara bakın hala Kraliyet ailesini o ülkede en tepede tutmaktalar. Aslında olayın boyutlarını irdelediğimizde nasılda yanlış ilaçlarla tedaviye kalkıştığımız ortadadır.

Hiç kimse ülkemizde ki Laiklik anlayışını Fransa daki Kilise boyunduruğu altından kurtulmaya çalışan insanların sığınağı gibi görmesin. Bizim hiç bir zaman bir Magna Kartamız yok olmadı olamazda. Asla bizde Camiye gidip parayla günahlardan arınma yada doğar doğmaz vaftizle para alınıp bir çocuğun günahkar doğmasına inanılmaz. Hepsi tam aksinedir. Bir müslüman çocuğu tertemiz günahsız bir şekilde doğar. Bu temel farklarımızdan sadece bir örnektir.

Tüm bunların ışığında her toplum kendi değer yargılarıyla kendi kültürel ve toplumsal birikimleriyle yoğrulmalı ona göre çözümler üretilmelidir.

Türkiye yeni dönemde en çok bu iki kavram üzerinde tutulacaktır. Biri Laiklik diğeri Demokrasi. Demokrasi kavramıyla ırk ve dil üzerinden yaygaralar Laiklik anlayışı ilede dini inanış ve islami değerler üzerinden yaygaralar kopartılmaya çalışılacaktır.

Bu kavramlar ülkemize ihrac edileli hemen hemen 90 yıl oldu. Artık kendi değerlerimizle bu kavramları somutlaştırmak ve ortak bir noktaya koymak gerekir. Fransa, Almanya, İngiltere vb ülkeler nasıl inanıyorsa nasıl kendi çıkarları doğrultusunda anlamlandırıyorlarsa bizde kendi toplumumuza uygun bir anlamlandırma yapmak zorundayız. Fransızara göre şu anlama gelir böyle uygulanır ozaman bizde öyle inanalım bizde öyle uygulayalım gibi bir ahmaklık içersine düşülmemelidir. Aksi takdirde Cumhuriyetimiz kurulduğundan beri hala ne anlama geldiği tartışılır durumda ve bu şekilde de devam eder.

Anayasamız açık ve nettir. Türkiye Cumhuriyeti laik,demokratik, sosyal hukuk devletidir. Bunu üzerinde tartışma yapmak gereksizdir. Burda yapılması gereken bu kavramların yerli yerine oturtulması ve bize göre taşıdığımız değerlere göre anlam kazandırılmasıdır. Tüm bunların üzerinde Türkiye Hoşgörüsü denilse ve gerçek bir demokrasi sergilense bana göre kavram kargaşasındanda kurtulmuş oluruz. İnanın bizim hoşgörü kavramımız batının tüm ortaya attığı kavramlardan daha üstündür. Onlar aslında daha demokrasinin demosunu getiremediler. İngilizler yıllardır irlandalılara kendi insanına zulüm yapıyorlar. Amerika esir üslerine bakın tamamen işkence, acımasızlık ve zulüm. Çoğu sadece ismi yada dini yada ırkından dolayı orda. Halbu ki İstanbulu fetheden Fatihin feramanı esirlere yapılan tutum bellidir. 2. Abdulhamitin dahi kendisine suikast düzenleyen hain ermeniyi affetmesi merhametin demokrasinin hoşgörünün adına ne derseniz deyin ta kendisidir.

Aklımızı başımıza alıp özümüze dönme zamanı gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti artık birilerinin ihrac ettiği ve edeceği kavramlarla vakit kaybedecek değildir kaybetmemelidir. Sorunları çatışma anlayışı değil dayanışma anlayışıyla çözüme kavuşturma sürecindeyiz. Asla sloganlarla değil çözüm önerileriyle hareket etmek durumundayız. Atatürkün ifade ettiği muasır medeniyyetler seviyesi kültürümüzü yok etmek değil teknolojik ve ilim açısından onlarla başedecek noktada olmak demektir.

Ümid ediyoruz ki yeni dönemde yeminlerle söze başlayan vekillerimiz kavramlara takılıp ülkeyi germeyecekler yeni yatırımlar projeler ve çözüm önerileriyle hastalığı doğru yöntemlerle tedavi edeceklerdir.

Barış ve huzur içersinde kardeşlik bağları güçlenerek devam edecek ekonomik ve sosyal müreffehiyeti sağlanmış güçlü bir ülke olarak yola devam etme temennileriyle............

Saygılarımla

Yaşar AVCU

TÜGGİP Genel Başkanı

www.tuggip.com

 

23/7/2007

Seçim Analiz Ve Öneriler

Seçim Analiz ve Öneriler

Ülkemiz 22 temmuzda Milli İradesini kullanmış ve sandıktan %46.7 gibi ciddi bir destekle AK Partiyi hem merkeze taşımış hemde güçlendirerek onunla yola devam edeceğini ortaya koymuştur. Şüphesiz milletin takdirini bu yönde olmasını sağlayan ve Menderesden sonra ilk kez oylarını ikinci dönem artıran bir iktidar olarak AK Parti kadrolarını kutlamak gerekir. İktidarın geçen dönemine bakıldığında siyasi ve ekonomik istikrarı, dış politikada ve iç politikada belli sınırları zorlamadan aynen devam etme iradesi bu sonucu doğurmuştur. Her ne olursa olsun gelinen nokta da halkın teveccühünü kazanan bir parti var ortada. Ümid ediyoruz ki yeni dönemde bu gücü en iyi şekilde kullanarak başarılı ve başı dik politikalarla ülkemiz yeni kazanımlar elde eder. Tüm bunların yanında BOP, Diyalog, K Irak, Kıbrıs, AB, ABD müttefikliği, Lübnan, Filistin, İran Yunanistan vb bir çok konuda geçmiş dönemlerde yapılan pasif tutum ve ulusalcı olmayan duruşlarda revize edilecek politiklar söz konusudur. Uzun dönemde belli ülkelerin gizli amaçlı politikalarını görememek o noktada ülke çıkarlarını gözardı etmek hükümetin en büyük hatası olacaktır. Bizim ülkemizin her zaman önce bekası sonra refahı gelir. Biz toplum olarak aç kalmış ancak devlet olma geleneğimizi asker olma azmimizi elden bırakmamış bir milletiz. İç ve dış güçlerin ellerindeki bazı propaganda ve etkileme araçlarıyla nüfuz bir yere kadar devam ettirlir. Foyalar meydana çıkınca hak doğup batıl karanlığa gömülünce kimse vahim hatalara imza atanları kurtaramaz. O nedenle bireysel can makam mal vb tüm ihtiraslar her zaman için ülke menfaatlerine karşı hiçe sayılabilir. Çünkü o makama talip olmak şerefli bir milletin evladına yakışacak doğru duruşu sergilemeyi gerektirecektir. Geçen dönemde tüm bunlarla daha sakin ve yörüngesi belli olan bir ülke görünümü vardı. Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler umarız geçen dönemde bu şekilde uzaktan hoş gelen bir davul sesi gibi değildir. Temennimiz odur ki siyasi duruşu ne olursa olsun ülke menfaatleri için çalışacak bir meclis oluşmuştur.

AK kadroların başarısı yanında diğer partimiz CHP nin varlık gösterememesi oylarında artış yerine düşüş yaşanması Anamuhalefet olma gereğini yerine getiremeyen iktidarın çalışmalarına sağduyulu ve yapıcı öneriler ortaya koyamayan sadece kriz edebiyatıyla ayakta kalmaya çalışan bir siyasi yelpazenin artık çöktüğünü görmekteyiz. Bundan sonraki süreçte muhalefetin gereğini tam olarak yapabilen iktidara karşı muhalefet görevini ordu ve cumhurbaşkanına bırakmayan bir muhalefet görmek zorundayız. Aksi durumda DSPnin katkısıyla %20.5 lik bir oy oranı alan CHP sonraki seçimlerde çok daha vahim bir durumda olabilir. Muhalefet halkın değerlerine karşı tavır alarak kriz edebiyatı yapmak değil iktidarın eksik ve yanlış icraatlerine alternatif çözümler üretmek olmalıdır.

Barajı aşan diğer partimiz MHP oylarını hemen hemen %50 artırarak aslında ciddi bir başarı ortaya koymuşlardır. Bunun anlamı her ne kadar AKP belli konularda başarılı olsada halk onun karşısında dik durabilecek dış politikada onu daha canlı ve dikkatli tutabilecek bir siyasi kanadı meclise taşımıştır. MHP bu süreçte ülke çıkarlarını meclisde doğru yönde tavır alarak koruma gayretinde olur ve başarı sağlarsa bir sonraki seçimlerden yükselerek çıkabilecektir. Aşırı ırkçı tutumlar kafatascı ve ayrımcı politikalar takınması halinde 3 kasımda yaşanan hezimeti tekrar yaşamasına sebep olur. Artık daha birleştirici bütünleştirici merkeze kayan politiklar üreten bir MHP görmek istiyoruz. Bu üç parti yanında DTP nin bağımsızlar olarak meclise taşıdığı 20 üzerinde yeni vekilimz var. 16 yıl aradan sonra parlementoya giren kürd kökenli vekiller diye tabir edilmeleri bana kalırsa çok da doğru bir tutum değildir. Bu gün AKP iktidarında Tarım bakanlığı M Mehdi Eker Dİyarbakırdan, A.Kadir Aksu, H. çelik vb bir çok bakan ve vekil doğu ve güneydoğu bölgelerimizden olan vekillerimiz ve bakanlarımızdır. DTP artık sağduyu ve aklı selimi ön planda tutarak kafatascı politiklardan uzak durmalıdır. Zana gibi ne söylediğini bilmeyen bir tavır ile meclisde vatandaşlarımız adına konuşmaya kalkarlarsa dağdaki teröristlerin meclisteki avukatlığından başka bir durum ortaya çıkmaz. Ve alenen MHP ile zıtlaşarak ülkeye sıkıntı olurlar. Tabi bu sadece MHP nin sorunuda olmaz tüm ülkenin sorunu olur. Yapılması gereken doğu ve güneydoğuda ki kardeşlerimizn vatandaşlarımızn dertlerine tercüman olmaları onlara eğitim iş aş sağlık götürmenin gayretinde olmaları gerekir. Bu onlar için büyük bir fırsattır bu fırsatı doğru kullanmak zorundalar. Tüm bunların yanında vatandaşlarımızda artık sağduylu olmalı ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarar veren ve vermiş olan kişilere karşı doğru tutumu almaları gerekir. Aysel Tuğluk son söyleminde sağduyu ve bilimsel olmaktan bahsetti ve bu anlamda doğru bir tavır alacağının aslında sinyalini verdi. Artık onlarda başları dik belli güçlere karşı tavır almak zorundalar. Terör örgütüne ve öcalana karşı diğer partilerin vasıflandırdığı ve tanımladığı gibi dik duruş sergilemelidirler. Zana gibi resim çizmeyi bırakırda harita çizmeye kalkarlarsa bunun altından çıkamazlar. Gerilim yaratacak tavırlardan uzak sadece üretecek halkımıza yarar sağlayacak içi dolu çalışmalar yapmak zorundadırlar.

Oluşan bu ortamda artık Türkiyemizin yeni meclisiyle kardeşçe birlik ve beraberlik içersinde tekrar tek başına iktidar olma gibi ciddi siyasi istikrarıyla güçlenerek yoluna devam etmesinin sağlanmasıdır. Dış politikada aktif ve başı dik ekonomide üretim ekonomisi ve rantiyeciliği yok eden iç politikada daha çok emniyyet sağlık ve eğitim gibi alanlarda gerekli atılımları yapan bir ülke olmak istiyoruz. Bundan önceki dönemde eksiğiyle hatasıyla yanlışıyla belli bir çizgiyi yakalayan iktidar ümid ediyoruzki hatalarını telafi ederek yoluna daha güçlü bir şekilde devam edecektir. Her ne kadar siyasi yelpazede taraflarını beğenmesede halkımız güzel temennilerle bu meclisin ve iktidarın yanında olmalıdır. Önümüzdeki dönemde onların kaybetmesi halkın kaybetmesi onların kazanması halkın kazanması demek olacaktır. Yapılan seçimin ve oluşan meclisin ülkemize yeni bir dinamizm ve sıçrama hamlesi yapmasını ümid ediyor hayırlı ve başarılı çalışmalar ortaya koymalarını temenni ediyorum.

Yaşar AVCU

www.tuggip.com

<